27 Ekim 2011 Perşembe

Susuyor İnsan

Susuyor insan, ne dese bilemiyor, ne yapsa eksik, ne söylese öfkeli, bir şey yapamadığı için çaresiz. Ne doğru ne yanlış bilemiyor insan, kim haklı kim haksız... Bunun derdine düşmeli mi şimdi, bak o konuda da karışıyor kafası, susuyor. 

Farklı renklerimiz, dillerimiz, yollarımız, isyanlarımız, üsluplarımız var.Benzer yanlışlarımız, yalnızlıklarımız, dualarımız, umutlarımız, yanılgılarımız olduğu gibi. Kimisi boş vermiş görünüyor, kimisi yarın kaygısında. Kimisi bir türlü kendini sevemiyor, kimisi kendinden başkasını içine alamıyor.

Bir çocuk görüyorum; üç numaraya vurulmuş kafasındaki delik sizi de vuruyor mu?

Bir çocuk görüyorum; içi kanıyor!

Bir Mandrake,Red Kit,Superman,Batman olamıyor insan, olamayacağını biliyor. Sözcükler uçuşuyor, kafalar gözler yarılıyor. Ben daha güçlüyüm diyor herkes, ben daha büyüğüm, ben daha zenginim, ben hepinizi....... Ama kimse şunu itiraf edemiyor; ikiyüzlüyüm, yalancıyım,gücümü kendi çıkarlarım için kullanırım diyemiyor. İsyan dilsizleşiyor.

Tüm bunlar oluyorken şu soru geliyor mu kimsenin aklına; acaba o çocuk dünü nasıl hatırlıyor? Ve neden birileri sadece kendi gözyaşlarını gerçek sanıyor? Susuyor insan.

12 Ekim 2011 Çarşamba

Kaşarlı Tost

Birkaç cümleyle geçebilir miyim üzerinizden? Çizebilir miyim izin verirseniz hem adınızı hem soyadınızı, size yeni bir isim koyabilir miyim? Ah ne ayıpçı bir çocuk oldum ben, annem kızacak; kaşarlı tost diyebilir miyim mesela size? Sırrımızı hatırladınız mı? Hahhah!...

Bir çocuğum olsa ismini TAKINÇ koyardım, ona buna taksın biricik evladım, bendeniz gibi pek bir duyarlı olsun. Kendini de sorgulasın devamlı, olanı biteni de... Yargılamasın isterdim yine de insafsızca kimseyi; gözlemlesin ve elinden geleni yapsın. Kendini bilsin, adil olsun ve dimdik dursun isterdim...

Şimdi bu yazıyı okuyanlar size kaşarlı tost dediğim için içten içe bana kızıyorlardır. Halbuki bilmiyorlar ki kaşarlı tostu ne kadar sevdiğinizi ve bana da sevdirdiğinizi. Siz gidince uzunca bir süre kaşarlı tost yiyemediğimi... Bilmiyorlar, konuşuyorlar işte,hep yaparlar bunu, boş verin siz. İçimi siz bilirsiniz, değil mi? Öyle haince bakmayın oradan bana, hahhayy!...

Öyle bir an geliyor ki, nasıl çıktığını da hatırlayamıyor insan, nasıl indiğini de.. Size de oluyor mu? Olmuyor mu, hay Allah, büyük kayıp..

Takınç'a bir kaktüs bir de hercai menekşe alırdım. Bu iki çiçekle canın yanmadan ve üzülmeden yaşamayı becerebilirsen derdim hayatı öğrendin say. Takınç, benim gibi kaktüsü bile kurutur, hercai menekşeyi hiç yaşatamazsa kulaklarını çekmezdim. Bir daha dene, bu defa olacak derdim...

Burada, bu mevsim bu kadar soğuk geçmezdi siz varken. Siz neredeyseniz güneş orayı mı daha çok ısıtıyor? Son dönemde aldığım kaşarların hiç birinde eski tat yok. Sizden sonra bütün tatlar bozuldu, bu da dahil miydi bütün oyunların içine?

Takınç'ın uyku saatini geçirmeyelim. Siz pek seversiniz onu bilirim. Saklıyorum sırrımızı, endişelenmeyin...


Dış ses: Osman Abi kazları çevirsene yanmasın...