20 Ağustos 2026 Perşembe

Merak

Son dönemde içimizde eksilen çok şey var. Farkında mıyız, bundan rahatsız oluyor muyuz, kişiye göre değişir.

Artık her şey bir tıkla elimizin altında. Bilmediğimiz bir şeyle uzun süre, içimizdeki sonsuz merak duygusuyla yaşamamız gerekmiyor. Bu konuda şöyle bir kitap var onu alayım ya da yarın gidip kütüphaneden bakayım demiyoruz. Evdeki ansiklopediler çoktan tarihe karıştı.

Merak duygumuz, merak etme biçimimiz değişiyor. Acaba bir süre sonra hiçbir şeyi merak etmez hale mi geleceğiz? Yoksa merak etmek artık bir yük olmaya mı başlayacak?

Kitap yazım sürecinde kütüphanede araştırma yaptığım günleri özlüyorum bu ara. Kaynaklar arasında dolaşmak, oradan başka bir bilgiye ulaşmak, başka sorulara geçmek insanı besleyen bir şey. Aradığın şeyi bir şekilde buluyorsun, keşfettiklerin de işin hediyesi oluyor.

Şimdi ise bizim yerimize düşünen, “sayfaları çeviren” bir el var. Her şeyin cevabı birkaç saniye uzağımızda. Bunun hayatımızı kolaylaştırdığı kesin. Ama kolaylaştırırken bazı şeyleri değersizleştiriyor olabilir miyiz? Merakın gerektirdiği sabrı kaybettiğimizde bize ne kalacak?

Her şeyi hemen öğrenebildiğimiz bir dünyada, bir şeyi biraz olsun bekleyerek öğrenmenin kıymetini yeniden hatırlamak gerekiyor.

Bırakın canınız sıkılsın. Merak edin. Yalnız kalabilin. Ağır ilerleyen bir kitaba bu kez tahammül edin.

İçimizdeki her şeyi tüketerek yaşıyoruz Sürekli kaydırırken içerikleri değil içimizdeki insanı tüketiyoruz. İçimizdeki sabrı, merakı ve bekleme kapasitesini tüketiyoruz

Ama önümüzdeki zamanlarda hala tüketilmemiş alanları olanlar, kimsenin bilmediği, girmediği bahçeleri olanlar şanslı olacak.

Yani iyiyiz güzeliz de içimizde ölen biri var.

28 Temmuz 2026 Salı

İnsan

İnsansın, türlü bahaneler bulabilirsin

Yaptıklarının ve yapmadıklarının yükünü kadere, göklerden gelen kararlara bağlayabilirsin

Suçu evrene, annene, düne, bugüne, gerçekleşecekmiş gibi yapan ihtimallere atabilirsin

Küçükken giydiğin o elbiseye bakıp ağlayabilirsin

İnsansın, türlü bahaneye sığınabilirsin

Samimiyetle bakarsan bir işaret bulabilirsin

Biliyorum dediğinde yanılabilirsin

En sevdiğin filmi yalnız izleyebilirsin

Dün ağır gelebilir, bir başkası taşısın isteyebilirsin

İnsansın, bahanelerle yaşamayı sevebilirsin

Korkularının esiri olup bir adım daha atamayabilirsin

Yanıldığını kabul etmek zor geldiğinde başkalarını suçlayabilirsin

Aynaya bakmayı sevmeyebilir, kendinle yüzleşmekten kaçabilirsin

Ama unutma sadece insansın

Bugün yanılabilir, yarın daha iyisini yapabilirsin

Kendinle yüzleşebilir, kendini affedebilirsin

Yeni bir yol bulabilir, yeniden koşabilirsin

Eğer gerçekten istersen kendine bir şans daha verebilirsin.

23 Temmuz 2026 Perşembe

Fasit Daire

İnsan kaç kişiyi düşünebilir bir şarkıda? Kaç kişiyi hatırlatır bir film? Kaç kişiyle gidilebilir o muhallebiciye?

Peki, kaç kişi hatırlar o şarkıyı, o filmi ve o muhallebiciyi? Herkes unutuyor mu öyle göründüğü, gösterildiği gibi? Hiç mi sızlamıyor kimsenin içi? O lunaparkın gondolu, o pastanenin demirbaş sandalyesi gıcırdarken ağlar gibi, ya siz?

Biraz ağlayalım, biraz gülelim ve sonra da yalan söylemeyelim olur mu? Bakın yine yaptınız, bari bana yapmayınız!

Şimdi azizim ya gidiniz ya kalınız! Ah, öldürüyor değil mi sizi bu kıyasımukassem? Bu fasit dairenin görünmeyen çeperleri inim inim inletiyor da kimseler halinizden anlamıyor.

Oyunu doğru oynamayı da oyundan zamanında çıkmayı da bir türlü beceremediniz.  Sizle alay ettiğimi düşünmeyiniz lütfen, vicdanım bu çirkinliğe elvermez.

Bırakınız yaptığınızı herkesin bildiği şeyleri yadsımayı. Kaç kişiyiz ki şurada, biliriz birbirimizi. Ha siz beni bilmezsiniz, o ayrı.

Ah bu dil! Bazen ne sivridir, sokar durur arı gibi. Bazen de bal damlar içinden, yendikçe daha çok yensin istenir.

Kovana çomağı soktunuz, şimdi buyurunuz zehrinden doya doya yiyiniz!

6 Temmuz 2026 Pazartesi

Herkesten Vazgeçebilirim

Herkesten vazgeçebilirim, hatta senden bile. Yokluğu düğümlenebilir boğazıma ama herkesten vazgeçebilirim.

Hissettiklerimin bir başkasıyla ilgisi olmadığını anlayalı uzun zaman oluyor, anlayacağın bu cümlelerden başka anlamlar çıkmıyor.

Kalbimin bir odası mezarlık, bütün hayal kırıklıklarım orada yatıyor.

Zaman boşuna akıp geçmiş gibi, kim bilir o da benden neler beklemişti. Ne tuhaf değil mi her şeyin hep senden beklenmesi?

Eksilttiğim sadece benden bir şeylerdi. Bu muydu olması gereken ya da doğru olan neydi? Bütün suçları üstlenip bana benzemeyen ve benden olmayanları yanımda taşımaya devam etmek miydi?

Düşersem kaldıramaz beni hiç kimse. Seversem vazgeçemez, üzersem affedemez, kaçıp gidersem geriye döndüremez ve bir hain yıldız tozu bendeki cevheri örtemez.

Yok musun artık? Sensiz de varım. En vazgeçilmez yanımdın, en büyük dayanağım, öyle sandığım. Yanılmışım, bunu yıllar sonra anladım.

Şimdi herkes kendine has tutacak yasını ve bir diğeri için öldüğü günü bilmeyecek.

Kader

Nedir kader? Olması gereken mi yoksa zorla oldurmaya çalıştığımız şey mi?

Her şeyin bir sebebi var mı? Nereye yaklaştıracak bizi bu sebep, olmak istediğimiz yere mi yoksa olmaktan nefret edeceğimiz bir hale mi?

Her şey oluyor, kendiliğinden. Elbet sonrasında olana bir sebep de buluyoruz.

Bir soru sorsam bin cevap bulurdum ama o cevaplar aradıklarım olur muydu, bak orası bilinmez.

İçinden çıkamadığı her halin mecburu mudur insan? Mecbur olmak da bir seçim midir yoksa?

Bir cevap aradım ama bulamadım ben. Bulamadığım her cevapta başka bir soruya kaçtım.

Bir cevap aradım, inan çok aradım ama bulamadım. Sonunda nereye ulaştığımı sorarsan bana, inan anlasaydım mutlaka anlatırdım sana.

İçimi sıkan kader mi yoksa kendime yüklediğim bu anlamsız keder mi?

Şimdi gülmeliyim, bana yakışan bu, öyle söylüyorlar, tam da olması gerektiği gibi.

Ama ne olursa olsun üzülmene üzülürüm. Nereye gidersem, nerede olursam olayım senden gelecek her şeyi duyarım. Göremediğin her şeyi görürüm sende.

Artık özgürüz bak. Hadi sen de gülümse.

Tanrı’nın Eli

Bir süredir ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Bir şey söylemeli miyim onu da bilmiyorum. Susmalıyım diyorum ve susuyorum.

Bir süredir bir rüyanın içindeyim. Ben mi yaptım tüm bunları yoksa bize Tanrı'nın eli mi değdi bilmiyorum. Belki de farklı kelimeler kullanıp hep aynı şeyi söylüyorum.

Bir süredir farkındayım, sen de farkında mısın bilmiyorum. Sana hiç sormuyorum ve aramıza herkesin söyleyeceği türden cümleler koyuyorum. Anlıyor musun bunu, aslında ben susuyorum.

Yürüyorum, denizi görüyorum. Yürüyorum ama kaçamıyorum Artık bir yerlere sığmıyorum, sığamıyorum.

Yürüyorum, kendime doğru. Başka türlüsünü yapamıyorum. Susuyorum ve içimde tohumlanıyor yeni cümleler. Bir gün nereye dokunacaklarını bilerek gidip sayfalara yerleşecekler.