23 Haziran 2026 Salı

Döngü

Bugünün tekrarının olmayacağını bilmek ne tuhaf ya da bütün günler birbirinin tekrarı mı?

Bir ölümlüyüm oysa ben, dünya bir tek benim için yaratılmadı.

Benden önce her şeyi anlamlandırmaya çalışan benim gibi insanlar gelip geçtiler ve hepsi unutuldular.

Neydi o halde yaşamın amacı?

Bir su gibi akmak mı sadece, yerini bulmak umuduyla?

Donmak mı, ısınmak mı, yanmak mı, halden hale geçip yine de o eksikliği giderememek mi?

Çözülmemiş her şey bir benzerini mi yaratır sonraları ve çözemedikçe daha mı çok bağlanırız o kördüğüme?

Her şey çok basit değil mi aslında, onu karmaşıklaştıran biz değil miyiz?

Bazen iki kelime yeterliyken onlarca kelimeyle hiçbir şey söyleyemediğimiz zamanlarda zaman da bize gülüyor mudur acaba?

Okuyamadıysak bu bizim eksikliğimizdir, o apaçıktır oysa.

Hakikat

Eksik olan sendin ey karşımdaki. Zaman hakikatti, kendini uyuttun. Susman gereken yerde çok konuşup konuşman gerektiğinde hep sustun. Sendin aymaz, sendin eyyamcı.

Aldın mı yükünü, taşıyıcısı mısın günahkâr düşüncelerin? Aklın kirada mı yoksa ağır mı geldi sana bildiklerim? Elzemi bilmez insan, kendini de bilmez misin?

Sen ki düşündüğünü düşünebilen varlık, düşlerinden düşerken ayakların basmaz mı yere? İnsan kaç kez düşebilir ki dönüşsüz bir seyre?

Garibin öyküsü değildir hayat. Sen ki hayal bile olamazsın. Kuru, yan, yok ol dese biri küllerinden doğamazsın. Ziyanısın tüm zayıflıkların, ziya sanmıştı seni karanlıklarım.

Korkusuz bir ecel, vakitsiz bir tecelli, fiilsiz bir suç, dualardan beklenmeyen sonuç gibisin. Öksüz bıraktığım kelimeler hükümsüzlüğünü ilan etsin.

20 Haziran 2026 Cumartesi

Kendime Doğru

Kendime doğru bir yolculuk yapıyorum. Dün pişmandım, bugün rahatça, farkında olarak alıyorum her nefesimi.

Aydınlık ve karanlık odalara açılan kapılardan geçiyorum. Vicdanımı dinliyorum bir tek giderken, sonrasında kendimle savaşmadığım her ayrılığın bana iyi geleceğini biliyorum.

Acıları yem yapan doyumsuz insanları izliyor ve ölümlerini düşünüyorum. Bir tabutun içinde çabucak kurtulmak istenen yıpranmış bir eşya gibi gidişlerini ve unutuluşlarını.

Zanları bırakıp gerçeklere daha sıkı sarılıyorum. İyi geliyor, sana da tavsiye ediyorum.

Gülümsüyorum, hem de düşündüğünden daha fazla. Merdivenleri çıkıyor ve kendimi biraz daha büyütüyorum.

Bir de sen gelmesen rüyalarıma. Çok şey mi istiyorum?


Rota

Hayatımın son birkaç yılı tanıdığım insanlarla yeniden tanışarak ve kendimi de yeniden tanıyarak geçti. Merhamet, güven, sadakat, iyi niyet, sabır gibi kavramları sıklıkla sorguladığım zamanlardı bunlar. Sonunda herkesin yeri, mertebesi değişti ve elbette ben de çok değiştim. Değişmeye direnen taraflarım da zorlanarak, kırılarak, dökülerek de olsa değişimi kabullendi.

Bugün on beş yıl önceki halimle konuşsam eminim çok kavga ederiz, beş yıl önceki halimle de, hatta bir yıl öncekiyle de.

Altı yedi yaşlarında, dünyaya neden geldiğini sorgulayan bir çocuktan, doğuştan getirdiklerini unutan birine dönüştüğüm zamanlar oldu. Bildiklerimi unuttuğum, sonra hatırladığım, yanlışları elediğim ve eleğin üstündekilerle yola devam ettiğim zamanlar da. İnsanları seçmediğim kabullendiğim, dilim yanınca gerçeklerle yüzleştiğim, olmayacak duaya âmin dediğim, olmaması gerekeni kabullenemediğim, direndiğim, yaralandığım zamanlar olduğu gibi.

Kendiyle savaşını bitirmeliydi insan. Kimsenin ondan daha önemli olmadığını ama dünyanın da onun etrafında dönmediğini bilmeliydi.

Kendine haksızlık eden haksızlığa uğrardı.

Başkasına haksızlık eden elindekinden olurdu.

Kibirden burnunun ucundan ötesini göremeyenin burnu sürtülürdü.

Kimi nedenini buldu, kimine göre hep başkaları suçluydu. Hâlbuki hayat bize hak ettiğimizden fazlasını vermiyordu.

İnsan rotasını çizdi, kuyusunu kazdı ve kendini gömdü. Hayatı yanlış okudu ve oynamaması gereken oyunlar kurdu. Suçlu yoktu, şu an vardı ve artık uyanması gerekiyordu.

Biz Mi Eksiğiz?

Sana içimdekileri anlatamam. Söylesem bir şeyler eksik kalır. Ne söylesem başka anlamlar saklı sanırsın içinde. Yoruldum, bak bunu da anlatamam ki artık anlatmak da istemem.

Söz çağırır mı yoksa kovar mı bizi? Uzaklaştırır mı mühürlendiğimiz yerden?

Dost değildim kendime, bunu biliyordum. Sana neydim, onu sen daha iyi biliyorsun. Elbette gideceksin, ben kal demeyi sevmem. İnsan büyüyünce yapar böyle şeyleri, çocuktum kalbime uydum diyemem.

Gideceğim bakacaksın.

Gideceksin bakacağım.

Bir tek biz mi eksiğiz bu dünyada? Yoksa biz mi fazlayız gönderildiğimiz zamana?

Bakmayı değil görmeyi öğrendiğin gün ben orada olmayacağım.