Nazım'ın bir şiiri vardır, bilirsiniz birçoğunuz. Benim de çocuk yaşlarda okuduğum mısralarda şöyle der; en fazla bir yıl sürer yirminci asırlılarda ölüm acısı...
Her ayrılık ölümdür biraz. Bir daha görebileceğinizden emin misiniz o insanı? O sesi bir daha duymaya cesaret bile edemeyeceksiniz belki. Şarkıları da mekânları da sözcükleri de öldürür bazı ayrılıklar. O söylerdi, o dinlerdi, o giderdi deyip kalbinize sıkışan belki hiç söylenememiş, belki pervasızca fazlasıyla söylenmiş sözcükleri hatırlar ve küfredersiniz.
Tabii bu yazdıklarım pek romantik insancıkların sorunu. Romantizmi veba olarak gören günümüz insanı, hastalığınızı fark ettiği anda topuklayıp kaçar sizden. Bulaşıcıdır belki, korkar hislenerek ölmekten...
Romantizm öldürüyormuş, öyle diyorlar. Romantizmden öldüğünü bildiğiniz birileri var mı acep bu devirde? Nazım Baba yaşasaydı bu şiiri şöyle mi değiştirirdi yoksa? En fazla akşamdan sabaha sürer yirmi birinci yüzyılda ayrılık/ölüm acısı.
Şimdilerde mertlik bozuldu aslında. Facebook var, twitter var, var oğlu var...Bir şekilde haber alıyorsunuz ölmüşlerinizden. Ayrılığın bile tadı kalmadı yahu... O yüzden hiç endişelenmeyin hislenerek ölmekten. Bu arada yukarıdan aldığımız havadislere göre istediğiniz kadar kalp kırabilir, canım o gün öyle istedi öyle yaptım diyebilir, mutsuz edebilir ve bencil olabilirmişsiniz....Müjdemi isterim; kazık dikecekmişsiniz dünyaya!