Adın ne senin diye sordu. Düşündüm, adım neydi benim? Kaç adım vardı bir çırpıda söyleyemeyeceğim? Hepsini söylesem ürkerdi. Birkaçını söyledikten sonra sustum, gülümsedim -içten bir gülümseme korkuları uzaklaştırırdı değil mi?- ve onu dinledim.
Çok oldu birbirimizden yiyeli diyordu yüzünü döndüğü gölgesi. Arkasını döndüğü her şey ağız birliği etmişçesine söyleniyordu ardından. Arkanı dönmek yetmiyor diyordu gülümseyen gözleri. Senin adın ne dedim.
Kısa süreli bir sessizlik uzunca bir hüzne mi işaret ediyordu diğer tarafta. Sorular neden azalmıyordu biz azaldıkça?
Acın ne senin diye sordum dizlerinin üzerine çökmüş haline. Düştüm dedi, canım yandı. Görmüştüm düştüğü yeri söyleyemedim. Düştüğün her çukuru sen kazmışsın diyemedim. Gittim ve yara bandı getirdim. Canı biraz daha yandı, biraz daha, biraz daha. Ama geçecekti.
Her acı unutulurdu elbet, bütün yaralar geçerdi.İyi olacaksın dedim. Uzandı, bir masal okudum ki masal anlatmakta pek de iyi değildim.
Bir yara daha açmak ne kolaydı oysa, bir çukur daha kazmak, bir masal daha yazmak.
Uyudu, uyudu, uyudu günlerce ve yola koyulduk sabah olunca, nereye gideceğimizi bilmeden.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder