13 Mart 2012 Salı

Şaire Dair

Ben kafiye düşünürüm
Sevgili bana der ki: Yüzümden başka bir şey düşünme!


Mevlana'dan bir alıntıyla başlıyorum bugün yazmaya. Mevlana şiirinde kafiyeye tutsak kalmanın şikayetindedir. Lakin sonra Sevgili tarafından tutsaklıktan kurtarıldığından bahseder.

Şiir pek okunur bir şey değil artık günümüzde. Oysa yaşamın en kısa yoldan anlatılışıdır şiir. Malum, çağ hız çağı. Ne biz yetişebildiğimizi düşünüyoruz zamana, ne de zaman durup bekliyor bizi. Her şeyi hızlıca yaşayıp tüketmeye alışan insanoğlu şiirdeki zarafeti algılayabilecek boyuttan çok uzaklaştı. Aslında bu dönemin kurtarıcısıydı belki de şiir...

Kafiyenin tutsaklığından kurtulup Sevgili'ye ulaşan Mevlana gibi, hayatın bizi bağımlı kıldığı şeylerden kurtulmak ve kendini gerçekleştirebilmek zordur çoğu zaman. Bu bağımlılıklar bizi biz olmaktan çıkarsa bile vazgeçemeyiz. Kendini bilmek için aleme misafir gelen insan, kendi olmaktan başka her şey olur bu düzende. Birilerinin sevgilisi, annesi, kardeşi, dostu, düşmanı, kendisinin ise sadece yalnızı olur.

Oysa şair tek yapması gerekenin bu olduğunu bilir. Gördüğünden,duyduğundan ötesini bilmek ister. Kalbe iner, aşkla çıkar. Alemi temaşa ederken ayna olur; ayrı olur, aynı olur. Şairin penceresindedir hayat. Bazen bir serzeniş bazen de bir dua olur.

Sevgilinin adını zikret gecelerce; bir dua gibi, bir dilek gibi. O'nunla bil kendini, tavaf et aşkla alemi...

27 Şubat 2012 Pazartesi

Yalnızsın Kardeşim!

Hayat pek hızlı akıyor dostlar. Yarım kalıyor bir sürü plan, bir sürü telaş, bir sürü heyecan. Yerini yeni planlar alıyor, yeni telaşlar, yeni heyecanlar. Gün geçtikçe ağzınızda buruk bir tat bırakmaya başlıyor yaşananlar,geride kalanlar.

Yalnızsın kardeşim!.. Hiç unutma bunu, unutturma içine. Dost sanma kimseyi, sev ama kaptırma kendini. İçine sakla dualarını, korkularını kendin bil. Hesabını bir Allah'a ver, bir vicdanınla yüzleş. Bin aşka malzeme olacağına, bir kişinin sevdiceği ol, yoldaşı ol.

Olmadı diye hayıflanma, neden diye sızlanma birilerine. Dön geldiğin yere, seni kendini bilmen için gönderene.Duaların yoldaşındır senin, bir de aşkın.

Yarın yeni bir gün kardeşim;yenilenme günün!.. Kendini sev, kendini bil, değerini düşürme... Herkes geçse de senden, sen kendinden vazgeçme...

11 Ocak 2012 Çarşamba

Marifet

Yazarın yazıya ihaneti midir mutlu aşk? Yoksa beceriksizliğimize uydurduğumuz bir kılıf mıdır bu mutsuzluk oyunu?

Neyin farkındasın ki diyor yazarına sözcük...Yerine bir benzerini rahatlıkla koyabileceğin o kelimeye takılma kalem sahibi...

Ellerine düşen her sözcüğü büyütemez insan. Her sözcüğü yeteri kadar sevemez. Bazen çok emek verir,zaman verir,aşk haline girsin ister; girmez. Öyle bağlanır ki bazen,miadını doldurup,başka bir cümlenin parçası olmak için gittiğinde bunu ihanetten sayar. Oysa başka sözcükler vardır elinde,dilinde; aşka gelmeyi bekleyen...

Karanlığı seviyor senin sözcüklerin. Oysa aydınlığı görebilmekti belki marifet. Sen hala farkında(mı) değilsin...

21 Kasım 2011 Pazartesi

Yanılsama

Birkaç kelimeye takıntılı geçiyor bu son dönem. Bu son dönem dediğim uzun birkaç yılı kapsıyor. Öyle sancılı geçiyor ki bazı günler silkindiğinde, kurtulduğunda kaybedilmiş bir şeyi arar halde buluyorsun kendini. En yakında olanı bazen en uzaktaymışçasına özlüyorsun. Herkesi yargılıyor ve en çok kendini yoruyorsun.

İnsan en çok kendinden kaybediyor. Zamandan yiyor ve zamanı kıskanıyorsun zamanla... 

Zamanın üstüne insanları, insanların üzerine zamanı koyarak duvarlar örüyorsun kendine; sığınacak bir çatı arıyorsun. Depremler var elbet,taarruzlar var hayatın içinde; göz ardı ediyorsun. Daha ne kadar dayanır ki duvarların? Seni kendinden korumaya yetecek mi sessiz duaların?

Sen bir başkası gibi izliyorsun şimdi kendini. Sen ve başka başka senler daha. Bu da oyunun bir parçası biliyorsun. Sahnenin hem içinde,hem dışındasın. Suflörsün bazen bazen de bir oyuncu. Bu illüzyona hapsolup yorma güzel gözlerini. Kalbini aç sonsuzluğa...

27 Ekim 2011 Perşembe

Susuyor İnsan

Susuyor insan, ne dese bilemiyor, ne yapsa eksik, ne söylese öfkeli, bir şey yapamadığı için çaresiz. Ne doğru ne yanlış bilemiyor insan, kim haklı kim haksız... Bunun derdine düşmeli mi şimdi, bak o konuda da karışıyor kafası, susuyor. 

Farklı renklerimiz, dillerimiz, yollarımız, isyanlarımız, üsluplarımız var.Benzer yanlışlarımız, yalnızlıklarımız, dualarımız, umutlarımız, yanılgılarımız olduğu gibi. Kimisi boş vermiş görünüyor, kimisi yarın kaygısında. Kimisi bir türlü kendini sevemiyor, kimisi kendinden başkasını içine alamıyor.

Bir çocuk görüyorum; üç numaraya vurulmuş kafasındaki delik sizi de vuruyor mu?

Bir çocuk görüyorum; içi kanıyor!

Bir Mandrake,Red Kit,Superman,Batman olamıyor insan, olamayacağını biliyor. Sözcükler uçuşuyor, kafalar gözler yarılıyor. Ben daha güçlüyüm diyor herkes, ben daha büyüğüm, ben daha zenginim, ben hepinizi....... Ama kimse şunu itiraf edemiyor; ikiyüzlüyüm, yalancıyım,gücümü kendi çıkarlarım için kullanırım diyemiyor. İsyan dilsizleşiyor.

Tüm bunlar oluyorken şu soru geliyor mu kimsenin aklına; acaba o çocuk dünü nasıl hatırlıyor? Ve neden birileri sadece kendi gözyaşlarını gerçek sanıyor? Susuyor insan.

12 Ekim 2011 Çarşamba

Kaşarlı Tost

Birkaç cümleyle geçebilir miyim üzerinizden? Çizebilir miyim izin verirseniz hem adınızı hem soyadınızı, size yeni bir isim koyabilir miyim? Ah ne ayıpçı bir çocuk oldum ben, annem kızacak; kaşarlı tost diyebilir miyim mesela size? Sırrımızı hatırladınız mı? Hahhah!...

Bir çocuğum olsa ismini TAKINÇ koyardım, ona buna taksın biricik evladım, bendeniz gibi pek bir duyarlı olsun. Kendini de sorgulasın olanı biteni de... Yargılamasın isterdim yine de insafsızca kimseyi; gözlemlesin ve elinden geleni yapsın. Kendini bilsin, adil olsun ve dimdik dursun isterdim...

Şimdi bu yazıyı okuyanlar size kaşarlı tost dediğim için içten içe bana kızıyorlardır. Halbuki bilmiyorlar ki kaşarlı tostu ne kadar sevdiğinizi ve bana da sevdirdiğinizi. Siz gidince uzunca bir süre kaşarlı tost yiyemediğimi... Bilmiyorlar, konuşuyorlar işte,hep yaparlar bunu, boş verin siz. İçimi siz bilirsiniz, değil mi? Öyle haince bakmayın oradan bana, hahhayy!...

Öyle bir an geliyor ki, nasıl çıktığını da hatırlayamıyor insan, nasıl indiğini de.. Size de oluyor mu? Olmuyor mu, hay Allah, büyük kayıp..

Takınç'a bir kaktüs bir de hercai menekşe alırdım. Bu iki çiçekle canın yanmadan ve üzülmeden yaşamayı becerebilirsen derdim hayatı öğrendin say. Takınç, benim gibi kaktüsü bile kurutur, hercai menekşeyi hiç yaşatamazsa kulaklarını çekmezdim. Bir daha dene, bu defa olacak derdim...

Burada, bu mevsim bu kadar soğuk geçmezdi siz varken. Siz neredeyseniz güneş orayı mı daha çok ısıtıyor? Son dönemde aldığım kaşarların hiçbirinde eski tat yok. Sizden sonra bütün tatlar bozuldu, bu da dahil miydi bütün oyunların içine?

Takınç'ın uyku saatini geçirmeyelim. Siz pek seversiniz onu bilirim. Saklıyorum sırrımızı, endişelenmeyin...


Dış ses: Osman Abi kazları çevirsene yanmasın...