Ben susmayı severim aslında, susarak anlamayı,susarak anlatmayı. Konuşmayı da severim elbet. Kelimeler anlaşmak, anlaşılmak için değil midir? Ama bazen ne çok konuşsanız da anlaşılmadığınızı hissettiğiniz zamanlar oluyordur. Bunun karşınızdaki insanla durumunuza, yakınlığınıza, beklentilerinize, o günlerdeki ruh halinize göre farklı farklı sebepleri vardır.
Can Yücel'in dizeleri gelir aklıma hep susmak deyince...
Ne zaman kendime gelirsem Çin'den
Bi güzel susmak geliyor içimden...
İnsan kendinden geçtiğinde mi çok konuşuyor ve kendine geldiğinde mi susuyor acaba? Kendinizle oynamayı sever misiniz bilmem. İpin ucunu kaçırmazsanız epey eğlenceli olabilir bu oyun. Deneyiniz bir kaç gün.
İnsan konuşmadan, dile dökmeden bir şeyleri anlaşılamayacağını düşünür. Halbuki çok cümle, çok iyi anlaşılmak manasına gelmemektedir.Çünkü bazı durumlarda sözcükler zehirlemeye başlar sizi.Ve de birileri sizi anlamaya niyetliyse sussanız da anlayacaktır. Ne zaman dilimden sıkışsa başım sığındığım bir büyük insanın sözleri çarpar düşünen odacıklarıma.
Sus artık yeter! Sır perdelerini o kadar yırtma!
Bir sözü daha vardır Mevlana'nın çok sevdiğim;
Gönlün sırrına mezar olursa muradın çabuk gerçekleşir, der...
Biz dilimize prangalar vursak da suskunluğun zevkini yaşamaktan uzaklaşıyoruz. Oysa söz bir bakıştır bazen, bir gülümseme. Hayatımız sanallaştıkça sessiz cümlelerimiz yerini gürültülü bir aldatmacaya bırakıyor. Biz de bu hengamede kaybolup gidiyoruz bazı günler. Kendimize geldiğimizde ise sadece susuyoruz...
29 Mart 2012 Perşembe
14 Mart 2012 Çarşamba
İllüzyon
Bir illüzyonun içinde hayaller kuran çocuk; hayal içinde hayal deliliği çağrıştırmıyor mu?
Aslında kimsenin kimseyi tam olarak tanımadığı lakin tanırmış gibi yaptığı oyun bahçelerinden birinde tahterevalliye binerken ikimiz,farkında olmadan kararsız dengeyi ve oynaklığı öğrenmeye başlamıştık. Çocuktuk o vakitler,neyi öğrendiğimizden bihaberdik. Tahta salıncaklarda çığlık çığlığa sallarken seni, özgürce sallamayı öğreniyordum ben, kaydıraklarda ayak kaydırmayı öğrendin sen sonraları...Çocukluk ne masum şeydi değil mi?
Bir masum öpücük kondurmuştum dudaklarına. Çocukluk aşkı dedikleri bu olsa gerekti.
Dünyada bizden başka birileri yoktu o günlerde. Büyüdükçe azalacağını bilmediğimiz o cevher, içimizde pürneşe bir aşkın tohumlarını atıyordu.
Yollar zorunlu olarak ayrılırdı bazen. Bedenler ve ruhlar başka birilerinin kaderi olabilirdi. Bilmiyorduk elbet bunu o vakitler.O günlerde bilmediğim bir çok şeyi öğrenecektim zaman içinde;yalnızlığı,riyakarlığı,yalanları,aldatılmayı... Aşkın, aslında ne olduğunu anlamam da yıllarımı alacaktı. Ve yıllar sonra başka bir şey daha öğrenecektim:Sen başka bir bedende gelecektin bir gün bana!
Yüzümü sana dönmek özüme dönmekti benim için. Büyüdükçe anlamıştım, seni kaybettikçe,sana yaklaştıkça...
Bir illüzyonun içindeyim biliyorum ben. Hayal içinde kurulmuş bu hayal seni de çağırıyor mu?
Aslında kimsenin kimseyi tam olarak tanımadığı lakin tanırmış gibi yaptığı oyun bahçelerinden birinde tahterevalliye binerken ikimiz,farkında olmadan kararsız dengeyi ve oynaklığı öğrenmeye başlamıştık. Çocuktuk o vakitler,neyi öğrendiğimizden bihaberdik. Tahta salıncaklarda çığlık çığlığa sallarken seni, özgürce sallamayı öğreniyordum ben, kaydıraklarda ayak kaydırmayı öğrendin sen sonraları...Çocukluk ne masum şeydi değil mi?
Bir masum öpücük kondurmuştum dudaklarına. Çocukluk aşkı dedikleri bu olsa gerekti.
Dünyada bizden başka birileri yoktu o günlerde. Büyüdükçe azalacağını bilmediğimiz o cevher, içimizde pürneşe bir aşkın tohumlarını atıyordu.
Yollar zorunlu olarak ayrılırdı bazen. Bedenler ve ruhlar başka birilerinin kaderi olabilirdi. Bilmiyorduk elbet bunu o vakitler.O günlerde bilmediğim bir çok şeyi öğrenecektim zaman içinde;yalnızlığı,riyakarlığı,yalanları,aldatılmayı... Aşkın, aslında ne olduğunu anlamam da yıllarımı alacaktı. Ve yıllar sonra başka bir şey daha öğrenecektim:Sen başka bir bedende gelecektin bir gün bana!
Yüzümü sana dönmek özüme dönmekti benim için. Büyüdükçe anlamıştım, seni kaybettikçe,sana yaklaştıkça...
Bir illüzyonun içindeyim biliyorum ben. Hayal içinde kurulmuş bu hayal seni de çağırıyor mu?
13 Mart 2012 Salı
Şaire Dair
Ben kafiye düşünürüm
Sevgili bana der ki: Yüzümden başka bir şey düşünme!
Mevlana'dan bir alıntıyla başlıyorum bugün yazmaya. Mevlana şiirinde kafiyeye tutsak kalmanın şikayetindedir. Lakin sonra Sevgili tarafından tutsaklıktan kurtarıldığından bahseder.
Şiir pek okunur bir şey değil artık günümüzde. Oysa yaşamın en kısa yoldan anlatılışıdır şiir. Malum, çağ hız çağı. Ne biz yetişebildiğimizi düşünüyoruz zamana, ne de zaman durup bekliyor bizi. Her şeyi hızlıca yaşayıp tüketmeye alışan insanoğlu şiirdeki zerafeti algılayabilecek boyuttan çok uzaklaştı. Aslında bu dönemin kurtarıcısıydı belki de şiir. O naifliği yakalayabilmenin yollarından biri...
Kafiyenin tutsaklığından kurtulup Sevgili'ye ulaşan Mevlana gibi, hayatın bizi bağımlı kıldığı şeylerden kurtulmak ve kendini gerçekleştirebilmek zordur çoğu zaman. Bu bağımlılıklar bizi biz olmaktan etse de vazgeçemeyiz. Kendini bilmek için aleme misafir gelen insan, kendi olmaktan başka her şey olur bu düzende. Birilerinin sevgilisi,annesi,kardeşi,dostu,düşmanı; kendisinin ise sadece yalnızı olur.
Oysa şair tek yapması gerekenin bu olduğunu bilir. Gördüğünden,duyduğundan ötesini bilmek ister. Kalbe iner,aşkla çıkar. Alemi temaşa ederken ayna olur;ayrı olur,aynı olur. Şairin penceresindedir hayat. Bazen bir serzeniş bazen de bir dua olur.
Sevgilinin adını zikret gecelerce ;bir dua gibi,bir dilek gibi. O'nunla bil kendini, tavaf et aşkla alemi...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)