Ben susmayı severim aslında, susarak anlamayı,susarak anlatmayı. Konuşmayı da severim elbet. Kelimeler anlaşmak, anlaşılmak için değil midir? Ama bazen ne çok konuşsanız da anlaşılmadığınızı hissettiğiniz zamanlar oluyordur. Bunun karşınızdaki insanla durumunuza, yakınlığınıza, beklentilerinize, o günlerdeki ruh halinize göre farklı farklı sebepleri vardır.
Can Yücel'in dizeleri gelir aklıma hep susmak deyince...
Ne zaman kendime gelirsem Çin'den
Bi güzel susmak geliyor içimden...
İnsan kendinden geçtiğinde mi çok konuşuyor ve kendine geldiğinde mi susuyor acaba? Kendinizle oynamayı sever misiniz bilmem. İpin ucunu kaçırmazsanız epey eğlenceli olabilir bu oyun. Deneyiniz bir kaç gün.
İnsan konuşmadan, dile dökmeden bir şeyleri anlaşılamayacağını düşünür. Halbuki çok cümle, çok iyi anlaşılmak manasına gelmemektedir.Çünkü bazı durumlarda sözcükler zehirlemeye başlar sizi.Ve de birileri sizi anlamaya niyetliyse sussanız da anlayacaktır. Ne zaman dilimden sıkışsa başım sığındığım bir büyük insanın sözleri çarpar düşünen odacıklarıma.
Sus artık yeter! Sır perdelerini o kadar yırtma!
Bir sözü daha vardır Mevlana'nın çok sevdiğim;
Gönlün sırrına mezar olursa muradın çabuk gerçekleşir, der...
Biz dilimize prangalar vursak da suskunluğun zevkini yaşamaktan uzaklaşıyoruz. Oysa söz bir bakıştır bazen, bir gülümseme. Hayatımız sanallaştıkça sessiz cümlelerimiz yerini gürültülü bir aldatmacaya bırakıyor. Biz de bu hengamede kaybolup gidiyoruz bazı günler. Kendimize geldiğimizde ise sadece susuyoruz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder