Çarşıdan, pazardan domates alırmış gibi seçmiyoruz değil mi aşklarımızı? Hem bizimkiler el değmemişinden olsun, hatta gidip tarlasından toplayalım. Yetişirken gübresini de bol verelim ki pek güzel olsun bizimkinin meyvesi.
Ah günümüz aşkları!.. Eller, diller hepsi karışmış birbirine. El değmemiş, dil değmemiş aşklar şimdi çok çok eskilerde. Bir zamanlar böyle değildi değil mi dünya? Yoksa biz mi geç yüzleşenlerdeniz geçmişle? Genç yüzleşseydik geç kalmayacak mıydık geniş geniş sevmelere?
Hem mevzu kaç el kaç dil mevzusu da değil ki, gönlünüze gönül değdiğinde başlıyor mevzu. Bir ömür kaç gönülü sığdırıyor bir gönüle? Kim gerçekten seviliyor? Eller, diller çokça karışınca işin içine bu ayrım doğru yapılabiliyor mu? Yollar pek, pek ince.
Düşünmek de güzel kafa yapıyor. Kafayı bulmak için şişelerce içenin gıpta edeceği bu hal, insanın bilmem kaç promille trafikte yakalanma riski taşımadan gaza basmasını sağlıyor. Aşkının gaza basmasından memnuniyet duyacağını ifade eden şarkıdaki gibi bir ayağımız gazda, kalbimiz 5.viteste fır dönüyoruz sevgili etrafında. Kâbesini bulmuş hacı adayı gibi, kendini bir kaptırdı mı, ben diyeyim çölleri siz deyin okyanusları döner durur bu pervasız pervaneler.
Peki, aslolan aşk ise kaç kâbesi olur bir pervanenin?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder