Yine dünyanın pek tatlı zamanlarından geçmiyoruz. Rahatını kendi elleriyle, yaptığı seçimlerle kaçıran insanın geçmişe bakıp ders almadığını görmek ne üzücü değil mi?
O, atalarının yiyemediği yiyecekleri yiyor, binemediği arabalara biniyor, gitmediği tatillere gidiyor, elindeki telefonla dünyanın diğer ucundan haberdar oluyor ama hâlâ istiyor, bir türlü doymuyor.
Hayatı güzelleştiren şey az ya da çok sahip olduklarımızla kendi mutluluğumuzu inşa edebilmek. Başkalarının mutluluğuna bakıp onlar adına sevinmek de herkesin harcı olmadığına göre dışarıya ne kadar çok bakarsanız hayattan daha az keyif alıyor ve iç huzurunuzu bir yerlerde kaybediyorsunuz.
Sabahları
Bach ile uyanıp filtre kahve içmeden kendine gelemeyen var mı aramızda?
Peki, Türkçe müziği küçümseyip batsın bu dünya ile eğlenen var mı?
Kim kimin ilham perisi? Kim yarattı küçük dağları? Kim riyakâr kim samimi?
Hayat olanlar ve olmayanlara rağmen akmaya devam ediyor. Ve bizi hep aynı yerden sınayıp hep aynı soruları soruyor.
Söyle; kim yalancı kim sahici?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder