29 Mart 2012 Perşembe

Sessizlik Mi?

Ben susmayı severim aslında, susarak anlamayı,susarak anlatmayı. Konuşmayı da severim elbet. Kelimeler anlaşmak, anlaşılmak için değil midir? Ama bazen ne çok konuşsanız da anlaşılmadığınızı hissettiğiniz zamanlar oluyordur. Bunun karşınızdaki insanla durumunuza, yakınlığınıza, beklentilerinize, o günlerdeki ruh halinize göre farklı farklı sebepleri vardır.

Can Yücel'in dizeleri gelir aklıma hep susmak deyince...

Ne zaman kendime gelirsem Çin'den
Bi güzel susmak geliyor içimden...


İnsan kendinden geçtiğinde mi çok konuşuyor ve kendine geldiğinde mi susuyor acaba? Kendinizle oynamayı sever misiniz bilmem. İpin ucunu kaçırmazsanız epey eğlenceli olabilir bu oyun. Deneyiniz bir kaç gün.

İnsan konuşmadan, dile dökmeden bir şeyleri anlaşılamayacağını düşünür. Halbuki çok cümle, çok iyi anlaşılmak manasına gelmemektedir.Çünkü bazı durumlarda sözcükler zehirlemeye başlar sizi.Ve de birileri sizi anlamaya niyetliyse sussanız da anlayacaktır. Ne zaman dilimden sıkışsa başım sığındığım bir büyük insanın sözleri çarpar düşünen odacıklarıma.

Sus artık yeter! Sır perdelerini o kadar yırtma!

Bir sözü daha vardır Mevlana'nın çok sevdiğim;

Gönlün sırrına mezar olursa muradın çabuk gerçekleşir, der...

Biz dilimize prangalar vursak da suskunluğun zevkini yaşamaktan uzaklaşıyoruz. Oysa söz bir bakıştır bazen, bir gülümseme. Hayatımız sanallaştıkça sessiz cümlelerimiz yerini gürültülü bir aldatmacaya bırakıyor. Biz de bu hengamede kaybolup gidiyoruz bazı günler. Kendimize geldiğimizde ise sadece susuyoruz...

14 Mart 2012 Çarşamba

İllüzyon

Bir illüzyonun içinde hayaller kuran çocuk; hayal içinde hayal deliliği çağrıştırmıyor mu?

Aslında kimsenin kimseyi tam olarak tanımadığı lakin tanırmış gibi yaptığı oyun bahçelerinden birinde tahterevalliye binerken ikimiz,farkında olmadan kararsız dengeyi ve oynaklığı öğrenmeye başlamıştık. Çocuktuk o vakitler,neyi öğrendiğimizden bihaberdik. Tahta salıncaklarda çığlık çığlığa sallarken seni, özgürce sallamayı öğreniyordum ben, kaydıraklarda ayak kaydırmayı öğrendin sen sonraları...Çocukluk ne masum şeydi değil mi?

Bir masum öpücük kondurmuştum dudaklarına. Çocukluk aşkı dedikleri bu olsa gerekti.
Dünyada bizden başka birileri yoktu o günlerde. Büyüdükçe azalacağını bilmediğimiz o cevher, içimizde pürneşe bir aşkın tohumlarını atıyordu.

Yollar zorunlu olarak ayrılırdı bazen. Bedenler ve ruhlar başka birilerinin kaderi olabilirdi. Bilmiyorduk elbet bunu o vakitler.O günlerde bilmediğim bir çok şeyi öğrenecektim zaman içinde;yalnızlığı,riyakarlığı,yalanları,aldatılmayı... Aşkın, aslında ne olduğunu anlamam da yıllarımı alacaktı. Ve yıllar sonra başka bir şey daha öğrenecektim:Sen başka bir bedende gelecektin bir gün bana!

Yüzümü sana dönmek özüme dönmekti benim için. Büyüdükçe anlamıştım, seni kaybettikçe,sana yaklaştıkça...

Bir illüzyonun içindeyim biliyorum ben. Hayal içinde kurulmuş bu hayal seni de çağırıyor mu?

13 Mart 2012 Salı

Şaire Dair

Ben kafiye düşünürüm
Sevgili bana der ki: Yüzümden başka bir şey düşünme!


Mevlana'dan bir alıntıyla başlıyorum bugün yazmaya. Mevlana şiirinde kafiyeye tutsak kalmanın şikayetindedir. Lakin sonra Sevgili tarafından tutsaklıktan kurtarıldığından bahseder.

Şiir pek okunur bir şey değil artık günümüzde. Oysa yaşamın en kısa yoldan anlatılışıdır şiir. Malum, çağ hız çağı. Ne biz yetişebildiğimizi düşünüyoruz zamana, ne de zaman durup bekliyor bizi. Her şeyi hızlıca yaşayıp tüketmeye alışan insanoğlu şiirdeki zarafeti algılayabilecek boyuttan çok uzaklaştı. Aslında bu dönemin kurtarıcısıydı belki de şiir...

Kafiyenin tutsaklığından kurtulup Sevgili'ye ulaşan Mevlana gibi, hayatın bizi bağımlı kıldığı şeylerden kurtulmak ve kendini gerçekleştirebilmek zordur çoğu zaman. Bu bağımlılıklar bizi biz olmaktan çıkarsa bile vazgeçemeyiz. Kendini bilmek için aleme misafir gelen insan, kendi olmaktan başka her şey olur bu düzende. Birilerinin sevgilisi, annesi, kardeşi, dostu, düşmanı, kendisinin ise sadece yalnızı olur.

Oysa şair tek yapması gerekenin bu olduğunu bilir. Gördüğünden,duyduğundan ötesini bilmek ister. Kalbe iner, aşkla çıkar. Alemi temaşa ederken ayna olur; ayrı olur, aynı olur. Şairin penceresindedir hayat. Bazen bir serzeniş bazen de bir dua olur.

Sevgilinin adını zikret gecelerce; bir dua gibi, bir dilek gibi. O'nunla bil kendini, tavaf et aşkla alemi...

27 Şubat 2012 Pazartesi

Yalnızsın Kardeşim!

Hayat pek hızlı akıyor dostlar. Yarım kalıyor bir sürü plan, bir sürü telaş, bir sürü heyecan. Yerini yeni planlar alıyor, yeni telaşlar, yeni heyecanlar. Gün geçtikçe ağzınızda buruk bir tat bırakmaya başlıyor yaşananlar,geride kalanlar.

Yalnızsın kardeşim!.. Hiç unutma bunu, unutturma içine. Dost sanma kimseyi, sev ama kaptırma kendini. İçine sakla dualarını, korkularını kendin bil. Hesabını bir Allah'a ver, bir vicdanınla yüzleş. Bin aşka malzeme olacağına, bir kişinin sevdiceği ol, yoldaşı ol.

Olmadı diye hayıflanma, neden diye sızlanma birilerine. Dön geldiğin yere, seni kendini bilmen için gönderene.Duaların yoldaşındır senin, bir de aşkın.

Yarın yeni bir gün kardeşim;yenilenme günün!.. Kendini sev, kendini bil, değerini düşürme... Herkes geçse de senden, sen kendinden vazgeçme...

11 Ocak 2012 Çarşamba

Marifet

Yazarın yazıya ihaneti midir mutlu aşk? Yoksa beceriksizliğimize uydurduğumuz bir kılıf mıdır bu mutsuzluk oyunu?

Neyin farkındasın ki diyor yazarına sözcük...Yerine bir benzerini rahatlıkla koyabileceğin o kelimeye takılma kalem sahibi...

Ellerine düşen her sözcüğü büyütemez insan. Her sözcüğü yeteri kadar sevemez. Bazen çok emek verir,zaman verir,aşk haline girsin ister; girmez. Öyle bağlanır ki bazen,miadını doldurup,başka bir cümlenin parçası olmak için gittiğinde bunu ihanetten sayar. Oysa başka sözcükler vardır elinde,dilinde; aşka gelmeyi bekleyen...

Karanlığı seviyor senin sözcüklerin. Oysa aydınlığı görebilmekti belki marifet. Sen hala farkında(mı) değilsin...

21 Kasım 2011 Pazartesi

Yanılsama

Birkaç kelimeye takıntılı geçiyor bu son dönem. Bu son dönem dediğim uzun birkaç yılı kapsıyor. Öyle sancılı geçiyor ki bazı günler silkindiğinde, kurtulduğunda kaybedilmiş bir şeyi arar halde buluyorsun kendini. En yakında olanı bazen en uzaktaymışçasına özlüyorsun. Herkesi yargılıyor ve en çok kendini yoruyorsun.

İnsan en çok kendinden kaybediyor. Zamandan yiyor ve zamanı kıskanıyorsun zamanla... 

Zamanın üstüne insanları, insanların üzerine zamanı koyarak duvarlar örüyorsun kendine; sığınacak bir çatı arıyorsun. Depremler var elbet,taarruzlar var hayatın içinde; göz ardı ediyorsun. Daha ne kadar dayanır ki duvarların? Seni kendinden korumaya yetecek mi sessiz duaların?

Sen bir başkası gibi izliyorsun şimdi kendini. Sen ve başka başka senler daha. Bu da oyunun bir parçası biliyorsun. Sahnenin hem içinde,hem dışındasın. Suflörsün bazen bazen de bir oyuncu. Bu illüzyona hapsolup yorma güzel gözlerini. Kalbini aç sonsuzluğa...