29 Ağustos 2012 Çarşamba

Kaygı

Bazen durup düşünmek gerekiyor. Bütün mumları, kandilleri, yıldızları yakıp tefekküre dalmak, kalbi aydınlatmak icap ediyor.

Bazen söylemek istediklerini söyleyemiyor insan, söylemek istemediklerine ise bozuk plak misali takılıp kalıyor. Aslında söylemek istediği şey ile söylediği şey arasında dağlar kadar fark var biliyor ama bazen, bazı durumlar sizi olmaktan hiç hoşlanmadığınız bir hale büründürebiliyor.

Bazen yargılıyoruz birbirimizi, en doğru, en iyi, en ahlaklı bizmişiz gibi. Herkes bir diğerine göre kötü veya iyi. İnsanların kaygılarını, dertlerini küçümsüyoruz bazen de yaşadığı her şeyi bilirmiş gibi.

Cesaret ve endişe sürekli bir savaş halinde içimizde. Korkular, bizi biz olmaktan uzaklaştıran alışkanlıklar yönetmeye başladığında hayatımızı bir sessizlik çöküveriyor üzerimize. Hoşgörü ve merhametten uzaklaştıkça, hakkımız olmayan sözlerle birbirimizi yargılamaktan çekinmedikçe en çok yaralanan biz oluyoruz, vicdanımız oluyor.

Durup düşünmek gerekiyor bazen; yolları, denizleri, yağmuru, toprağın kokusunu... Arınmak gerekiyor bazen; kendine dönmek, farkına varmak, kırmamak, kırılmamak... Sevmek gerekiyor
sadece; endişelerden uzaklaşıp,korkusuzca, güvenerek. Çünkü sevdikçe, sevildikçe, güvendikçe açılıyor kalbe giden yollar.

26 Temmuz 2012 Perşembe

Melek

Geçen haftaydı sanırım melek ile karşılaşmam. O da bizim gibi bu dünyaya getirilmiş bir insan evladıydı. Ama karşılaşmamız beni sinirlendirip isyan ettirecek kadar vahim bir gazete haberiyle olmuştu. Belli ki o bizim kadar şanslı değildi; yaşadığı coğrafya, doğduğu ve evlendirilip gönderildiği aile itibariyle...

Bugün öldüğünü okudum yine aynı gazetelerden. İçim sızladı,gözlerim doldu ve yazmak istedim bu satırları. Bizlerin yapabileceği şiddete seyirci kalmamak ise sadece, bunu yapmalıyız. Daha fazlasını yapacak güce sahipsek ve bunu yapmamışsak/yapmıyorsak da en az bunu yapan ve buna seyirci kalanlar kadar sorumluyuz. Bu kendi halinde blogdan yükselen isyan belki çok az kişiye ulaşacak ama şu noktada bence mühim olan kalben o yolda, o isyankar yüreklerle bir olabilmektir.

O acıları yıllarca bedenen ve ruhen çeken biz olmadığımız için anlamazlıktan gelmeyelim bu küçük kadını ve rahat, eğlenceli,umursamaz hayatlarımıza ara verelim biraz. Ya siz çekseydiniz onun çektiklerini ya da en sevdiğiniz? Düşüncesi bile tüyleri diken diken etmeye yetiyor değil mi?

Şiddetin her türlüsüne karşıyım. Haklı veya haksız öfkelensem biraz, sesim yükselse,dilim değişse sonrasında kendime kızarım. Elbet insanlar bizi öyle dayanılmaz noktalara getiriyorlar ki bazen sesimize,sözümüze hakim olamıyoruz. Hepsi fazla hepsi. Ama herkes böyle düşünse bu kadar büyür mü sorunlar?

Balığın baştan kokmadığı bir dünyada yaşamak hepimizin isteği diyemiyorum çünkü biliyorum ki benim gibi düşünmeyen bir sürü insan müsveddesi var. Şiddetten nemalananların, bizim acımasızlık addettiğimiz şeyler doyumsuz iştahlarını kabartıyor sanırım. Gittikçe artan şiddet, gittikçe sessizleşen insanlar, görmezden gelinen haksızlıklar ve alın size aranan toplum!..

Melek sonsuz bir uykuda şimdi. Şimdi yaşadığından daha rahat ve huzurludur umarım. Bir meleği öldürmenin cezası ülke sınırlarımızda ne olur meçhul, olur mu o da meçhul. Ama Allah nezdınde cezasız kalmayacaktır inşallah.







17 Haziran 2012 Pazar

Biraz Uyku

İçmeyeceğim bir sigara daha yakıyorum düşünürken kaçıncı seni. İçine biraz yaz kaçmış soğuk bir kış gününde kalbim. Evimi istila etmiş sana dair düşüncelerim. İçmeyi beceremediğim bir sigara elimde,sen kim bilir hangi mevsimin hangi sıcak köşesinde. Ben buz gibiyim oysa,ellerim inkar etse de.

Soğuk almış diyor doktor duyguların. Kaç antibiyotik, kaç iğne verdi para etmiyor. Serzenişi pastil yaptım,dilimden düşmüyor. Bir oda,bir oda daha; sözcük yığınlarından içeri girilmiyor.

Tavuk suyu çorba da içtim bugün. Oturdum bir iki hikaye de okudum. Gittim,saçlarını sevdim sonra. Gittim gözyaşlarımı suya akıttım. Bir mektup yazdım sonra, okusan da anlamayacağın bir mektup. Halbuki sorsaydın anlatırdım.

Bir nefes daha çektim sigaramdan. Dumanı seni resmediyor. İlaçlarımı da aldım unutmadan ve gözlerim yine kapanıyor.

24 Mayıs 2012 Perşembe

Suskun

Her gönül bir gün suskunluğa müptela olur. Kimi günlerce sürer, kimi aylarca. Kimi sever de söylemez, kimi sevildiğini bilmez. Kimi ölür de, kimselere diyemez.

Yumurtayı en çok rafadan sevdim ben. Kimseye göre değişmedi sevme şeklim. Diğer hallerini de sevdim elbette ama rafadanı diğerlerine tercih ettim. Hep bildiğim gibi sevdim ben, içimden geldiği gibi.O yüzden içten olmayan şeylerle karşılaştığımda soğuyuverdim. Kolay sevmedim, sevemedim. Birilerine göre şekillenmedim, şekillenemedim. Kendimce doğrularım oldu ama doğrularım başkalarını üzsün istemedim. Doğru neydi ki zaten? Benim doğrularım herkese göre doğru muydu? Hepsini bıraktım bir tarafa; eksik bir cümle, yalanlarla süslü yapay sözcükler veya doğruluğunu iddia ettiğiniz şeyler gerçekten sevmenin yerini tutabiliyor muydu?

Bugün, bir gün daha eksiliyor hayatımdan. Diğer günlerden farkı ne henüz bilmiyorum. Bugün bitecek ve sonra yarın gelecek. Yarınlar birer birer eksilecek sonra hayatımdan.

Bugün kandil. Uzun zamandır sabaha kadar dua etmediğimi fark ettim bunları yazarken. Gözlerimi dolduracak nefsani şeyler bulmuşum da Sana uykularımı feda etmemişim. Bu dinginliğe öyle ihtiyacım var ki şimdi; saatlerce ağlamaya,okumaya,benimle konuştuğunu hissetmeye ve inanmaya. Hem doğruyum,hem yanlış; hem zorlayanım,hem kolaylaştıran;hem hiddetliyim,hem şefkatli;hem ilkim hem son;hem zarar verenim hem iyilikler yapan. Ben Senin isimlerinle şekillenirim velhasılıkelam...

Bir gece bir dua göndermiştin Sen bana, suskunum şimdi ben beni her zorlayana. Kendimi tutamadığım anlar için ise sığınıyorum affına.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Kuyruksallayan

Efendim,bugün kuyruksallayan hayvanından bahsedeceğiz. Nasıl bir hayvandır,nerelerde yaşar,nasıl beslenmeli ve nasıl korunmalıdır gibi hususlara değinmeye çalışacağız naçizane.

Kuyruksallayan hani o meşhuur şarkıdaki gibi, her çiçekten bal alırım,her gördüğümle kalırım,yahu sen de kendini adam mı sanırsın diyerek özgürce kırlarda dolaşmayı seven bir kuştur. Genelde ılıman iklimleri sever, baktı ki soğudu havalar hemen başka sıcak iklimler arar ve göçüverir.

Pek ilgi sever bu cinsler, biraz ilgilenmediniz mi küsüverir. Fazla üstüne düşseniz baygınlık geçirir, ortasını bulmanız gerekir. Yoksa alimallah kuşunuz uçuverir.

Kuyruksallayan esasen yabani bir kuştur. Ama ben onu evcilleştiririm, sadece benim kuşum olsun diyorsanız birkaç öneride bulunmak bize farz olmuştur.

Efendim, bunların kuyrukları pek bir sallandığı için pek işveli görünürler ve bunları evcilleştirmeye çalışıp da başarılı olamayanlar çoktur, önce bunu biliniz. Yok illa yapacağım derseniz ilk tavsiyem kuyruğunu uçamayacağı şekilde kısaltınız ama çok canını yakmayın ki size küsmesin yavrucak.

İkinci önerim kafesinin kapısını sürekli kilitli tutunuz. Pencere önüne değil de karanlık bir odaya saklayınız,gözü dışarıda kalmasın. Son olarak da şunu söyleyelim, sıcak bir ortam yaratın ki kuşunuz sizden soğumasın.

Bugün kuyruksallayan beslemenin zorluklarına değinmeye çalıştık. Görüyorsunuz ki pek kolay olmayacak işiniz. Bana sorarsanız risk almanızı tavsiye etmiyorum. Alacağım derseniz, antidepresanları depolayın derim şimdiden. 

5 Nisan 2012 Perşembe

Sıkıntı

Bazen sizin de sıkıldığınız oluyor mu her şeyden; hatta kendinizden bile? Bütün cümlelerimi yutmak ve sadece yazmak istiyorum o anlarda. Kendime tahammül edemiyorum, örneğin şu an. Lakin neyi eksiltsem neyi çoğaltsam doğru cümleyi kalemimden çıkaramayacağımı da biliyorum. 

Cyrano ilan-ı aşk ederken kuzenine nasıl da acılar çekiyordu kimbilir. Benim çektiğim sıkıntı yanında hiç kalır elbette. Şimdi oturup Dante ile Cyrano ile Oğuz Abi ile sohbet edeyim istiyorum. Yahu hayat şöyle de bir şeydir aslında desinler bir bana. Bir şey daha öğreneyim, bir basamak daha çıkayım. İçimi rahatlatayım istiyorum. 

Can Baba gelsin sonra, yeni bir şiir yazmış olsun, kimse o şiiri okumamış olsun. Elektrikler kesilsin sonra, birkaç mum yakalım. Nazım gelsin, Piraye'sini anlatsın, Can Baba da ona Güler'i anlatsın. Ben de anlatayım sonra, sıkıntımı söyleyeyim, gülüp geçelim birlikte. Gülüp geçilecek şeylere sıkıntılandığımız için tekrar tekrar gülelim. Yeniden doğsunlar benimle birlikte, gülümserken bırakayım onları orada. 

Hayat böyle de basit bir şey aslında. Gülüp geçilecek kadar, mutsuz olunamayacak kadar kısa. Bunu bile bile yapamadığım anları düşündükçe kendime yine de kızamıyorum. Ama yapma diyorum, bunu yapma! Kalbini temizle, ruhunu dingin tut, içini ferah tut... Bazen sözler de nafile.