27 Mart 2026 Cuma

Oyunlar ve Oyuncaklar

Oyunlar ve oyuncaklar, izleyiciler ve katılımcılar arasında elim kolum bağlı oturuyorum bu ara. Söz bitti mi yoksa yeni mi başlıyor hikâye? 

Çok oyuncağınız varmış öyle diyorlar. Bunu ben söylemiyorum, hayatınızı vakfettiğiniz, kurallarını hatmettiğiniz oyundan arkadaşlarınız söylüyor. Bir yanlışlık olmalı diyorum ama ısrar ediyorlar. Sizi savunmak için çırpınıyorum, arkamdan pis pis gülüyorlar. Ne kötü insanlar var değil mi? Nasıl da aramızı bozuyorlar. Oysa siz apaçıksınız. Ben biliyorum, onlar bilmiyorlar. 

Dalgalandınız da duruldunuz mu? Koştunuz ardından ve yoruldunuz mu? Binlerce güzel sevdiniz de en son ona vuruldunuz mu? Olmadı mı, e biliyorsunuz kısmet bu işler… 

Havalar da pek soğudu. Zaten bu yıldan ve yazdan bir şey anlamadık. Hayaller ve gerçekler yine çatıştı, bünyemiz de buna iyice alıştı. 

Tamam, susuyorum ve mağdur olmayı size bırakıyorum. Ama söyleyin, sınırları iyi öğrenmiş miyim, doğru yerde duruyor muyum? Bakmayın, iyi öğrenciyimdir ben. Okuduklarımı unutmuyorum. 

Çikolatalı tatlıları sever misiniz? 
Kırmızı kaleminiz var mı? 
En sevdiğiniz renk mavi mi? 
Nasıl bir kahvaltı tercih edersiniz? 
En huzur bulduğunuz yer neresi? 
En son niçin ağladınız? 

İnsan bir muamma değil mi? Matruşka bebekler, sürpriz yumurtalar gibi. Peki, sizin içinizde saklı kaç insan, kaç hayali kahraman var? 

Şimdi onlara kızmalısınız. Çünkü size ihanet ettiler. En inandığınız yerden vurdular. Doğruluklarını canla başla savundular. Ama ben biliyorum, söyleyecek bir şeyiniz olsaydı mutlaka söylerdiniz çünkü siz beni herkesten farklı seversiniz. Onlar anlamazlar, ben bile anlamıyorum bazen ama dert değil. 

Oyunlar ve oyuncaklar, izleyiciler ve katılımcılar arasında bir yerdeyim. Ama hissediyorum, sözün yeniden başlayacağı o yere çok yakınım. 

Dış ses : Müessesemizle ilgili şikayetlerinizi içinize atmak yerine 888 99 000 numaralı telefona bildirebilir ve hizmet kalitemizi arttırmamıza yardımcı olabilirsiniz. Biliyorsunuz, her şey sizin için.

Güzel Havalar

Önce beni bu güzel havalar mahvetti, sonra öyle bir havada gel ki vazgeçmek mümkün olmasın diyen Orhan Veli’nin şiirini bozdu insanoğlu. Evirdi çevirdi, onu da kılıfına uydurdu. 

Düşünüyorum da sen olmasan dünya çekilir bir yer değil. 

Peki, o büyük evlerde oturanlar neler düşünüyor? Onları çok güçlü sanm. Hepsi bizden korkuyor. Onlar bir çeşit kukla. Hiçbiri ellerini verdikleri yerden kollarını alamıyor.  

Biz ise ellerimizi sadece inandığımız dualara açıyoruz. Çaresizliğe teslim olanları bizden saymıyoruz. Gözlerimizin önündeki onca haksızlığa var gücümüzle direniyoruz.

Hep doğru zamanı bekledin. Ama her an doğruydu, içten istemedin. Yüzünden onlarca duygu geçti. Sesin titredi, için burkuldu. Bütün o acıları senden söküp almak istedim.

İnsan hep bir bahane bulur. Başka türlü yaşayamaz, için için ölür. Her şeyi kirletir, kitabına uydurur. Sonra da suçuna ortak arar durur. 

Uzaklaştıkça yakınlaşan, yakınlaştıkça kaçanlara inat vazgeçmenin mümkün olmadığı bir hava var dışarıda ve biz bundan daha iyisini yapabileceğimizi biliyoruz.

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Malum Hikâye

Olanla ölene çare yok demiş eskiler. Her anın, her günün, her mutluluğun, her mutsuzluğun kısaca her şeyin bir sonu var elbet. Ama bana son gibi gelen şey bir başkası için güzel bir başlangıç olabilir. Her neyse, olmuşla ölmüşün ardından bir fatiha okumak, gamı uzaklaştırmak ve yüzünü güneşe dönmek en doğrusu gibi.
 
Evinin önünden akan suyu bulandırmamalı insan. Çünkü o sudan içecek ve hayat bulacaktır. Kalbinden ve aklından geçeni iyi tutmalı insan. Çünkü nefes aldığı sürece kalbiyle ve aklıyla doğru yolu bulacaktır. Dilinden düşeni diken etmemeli insan. Çünkü söylediği her sözün esiri olacaktır.

Yaptıkların, yapmadıkların, sövdüklerin, sevdiklerin, ödüllerin, cezaların hiç gitmeyecekler senden. Bazen biri diğerine baskın olacak. Bazen gözyaşların sel gibi akacak, bazen gülmekten yanakların ağrıyacak. Tenin, saçların, ellerin değişecek. Değişmeyen bir bakışların olacak. Hayat öyle ya da böyle geçecek işte. Bir yaz gecesi, bir çatı katında uzanıp tanıdık yıldızları kiminle izlersen izle...
 
Bu sana, bana ve diğerlerine dair malum bir hikâye. Seni benden oku, sandığın müddetçe.

21 Mayıs 2013 Salı

Anahtar

Bir kilit daha anahtarını bulamadı, bir anahtar daha kilidini. Bir kapı yine vuruldu, zorlandı ve kırıldı. Bir umut daha yitirildi ve merdivenlerden inildi.

Ayaza rastlayınca yaz günü yaz, battaniyelerden medet ummaz. Hiçbir sır gizli kalmaz, hiçbir yalan sonsuza dek sürmez. Taşı gediğine koymakla söz tükenmez, gönül koymakla hâlden anlamayana ahval bildirilmez. Taş taş üstünde bırakmayınca sorun bitmez, elini taşın altına koymayınca o anahtar o kilide girmez.

Sevmediği ölçüde bahane bulur, sevdiği kadar risk alır. Ürker, korkar, kendini tek başına sevmez, alışkanlıklar yaratır. Alıştığı şiddet, korku ve sevgi sandığı şey ısıtmadan sarıp sarmalar. Sözler inandırıcı değildir, durup düşünecek kadar büyümemiştir henüz, başkalarının kimliğiyle yaşar.

Kimse kimseye bir şey öğretemez. Yanlış yoldasın gel bu doğru yol diyemez. Herkes kendince doğru yoldadır. Bazen yollar kesişir, bazen yol ayrımına gelinir. Şiirin, sakin sözlerin; yıldızları, denizi başka gözlerle görmenin son bulduğu bir yer vardır, her fâni elbet oraya varacaktır.

Yine sabah olacak. Yine yola revan olunacak.

31 Ocak 2013 Perşembe

Adın Ne Senin?

Adın ne senin diye sordu. Düşündüm, adım neydi benim? Kaç adım vardı bir çırpıda söyleyemeyeceğim? Hepsini söylesem ürkerdi. Birkaçını söyledikten sonra sustum, gülümsedim -içten bir gülümseme korkuları uzaklaştırırdı değil mi?- ve onu dinledim.

Çok oldu birbirimizden yiyeli diyordu yüzünü döndüğü gölgesi. Arkasını döndüğü her şey ağız birliği etmişçesine söyleniyordu ardından. Arkanı dönmek yetmiyor diyordu gülümseyen gözleri. Senin adın ne dedim.

Kısa süreli bir sessizlik uzunca bir hüzne mi işaret ediyordu diğer tarafta. Sorular neden azalmıyordu biz azaldıkça?

Acın ne senin diye sordum dizlerinin üzerine çökmüş haline. Düştüm dedi, canım yandı. Görmüştüm düştüğü yeri söyleyemedim. Düştüğün her çukuru sen kazmışsın diyemedim. Gittim ve yara bandı getirdim. Canı biraz daha yandı, biraz daha, biraz daha. Ama geçecekti.

Her acı unutulurdu elbet, bütün yaralar geçerdi.İyi olacaksın dedim. Uzandı, bir masal okudum ki masal anlatmakta pek de iyi değildim.

Bir yara daha açmak ne kolaydı oysa, bir çukur daha kazmak, bir masal daha yazmak.

Uyudu, uyudu, uyudu günlerce ve yola koyulduk sabah olunca, nereye gideceğimizi bilmeden.

29 Ocak 2013 Salı

Tek Başına

İnsan nasıl da tek başınadır şu dünyada. Kabullenmek istemesek bile bu maalesef böyle. En yalnız, en biricik, en kırılgan haliyle bir başınadır insan. Bütün tutunacak kavramların yerle bir olduğu andır şu an.

Gerçek sizi, sizi mutlu edecek, eden hallerinizi,isteklerinizi, çocukça sevinçlerinizi görmek hoşlarına gitmez insanların. Hele ki bu insanların sizden beklentileri varsa mümkün olduğunca onların istediklerini yapmanızı, onlara göre yaşamanızı, kendinizi ertelemenizi içleri sızlamadan hatta bunun farkına varmaktan kaçınarak beklerler ve bu onların normali olur. Bu tür insanlardaki anormallik size de normal gelmeye başlayabilir bir süre sonra. Sevmek fedakarlıktır ya isteklerinizden vazgeçmeyi sevginin gereği zannedebilirsiniz.

Zaman içinde bu halin size verdiği zararlarla yüzleşmeye başlarsınız. O anda bir çırpınış başlar içinizde. Hayıflanmalar ve uzaklaşma çabaları. Bu halden kaçış pek kolay olmasa da bunu yapacak tek kişi sizsinizdir. Kimse size bu hususta destek olmayacağı gibi köstek olmaya çalışan çok olacaktır. Kişinin tek dostu kendisidir. Bunu ne kadar erken anlarsa o kadar iyidir.

İnsan içini açmamalıdır öyle herkese, belki de hiç kimseye. Dilinizden samimiyetle ve anlaşılmak isteğiyle çıkan sözler günü geldiğinde sizi daha çok yaralamak için muhafaza edilir. Ne kadar anlayışlı,sabırlı ve insanların yaralarına duyarlı olursanız bunları yaşamaya o kadar yakın olursunuz. Yaralar yeni yaralara maya olmak için bekletilirler bir kuytuda. Yeni insanlara dağıldıkça,daha fazla can yaktıkça o yara, yaranın sahibi biraz olsun rahatlıyordur belki.

Nasıl da tek başınayız şu dünyada ve bu düalitenin içinde barışı sağlamak için nasıl da savaşmak zorundayız. Ne acı!