17 Haziran 2012 Pazar
Biraz Uyku
Soğuk almış diyor doktor duyguların. Kaç antibiyotik, kaç iğne verdi para etmiyor. Serzenişi pastil yaptım,dilimden düşmüyor. Bir oda,bir oda daha; sözcük yığınlarından içeri girilmiyor.
Tavuk suyu çorba da içtim bugün. Oturdum bir iki hikaye de okudum. Gittim,saçlarını sevdim sonra. Gittim gözyaşlarımı suya akıttım. Bir mektup yazdım sonra, okusan da anlamayacağın bir mektup. Halbuki sorsaydın anlatırdım.
Bir nefes daha çektim sigaramdan. Dumanı seni resmediyor. İlaçlarımı da aldım unutmadan ve gözlerim yine kapanıyor.
24 Mayıs 2012 Perşembe
Suskun
Yumurtayı en çok rafadan sevdim ben. Kimseye göre değişmedi sevme şeklim. Diğer hallerini de sevdim elbette ama rafadanı diğerlerine tercih ettim. Hep bildiğim gibi sevdim ben, içimden geldiği gibi.O yüzden içten olmayan şeylerle karşılaştığımda soğuyuverdim. Kolay sevmedim, sevemedim. Birilerine göre şekillenmedim, şekillenemedim. Kendimce doğrularım oldu ama doğrularım başkalarını üzsün istemedim. Doğru neydi ki zaten? Benim doğrularım herkese göre doğru muydu? Hepsini bıraktım bir tarafa; eksik bir cümle, yalanlarla süslü yapay sözcükler veya doğruluğunu iddia ettiğiniz şeyler gerçekten sevmenin yerini tutabiliyor muydu?
Bugün, bir gün daha eksiliyor hayatımdan. Diğer günlerden farkı ne henüz bilmiyorum. Bugün bitecek ve sonra yarın gelecek. Yarınlar birer birer eksilecek sonra hayatımdan.
Bugün kandil. Uzun zamandır sabaha kadar dua etmediğimi fark ettim bunları yazarken. Gözlerimi dolduracak nefsani şeyler bulmuşum da Sana uykularımı feda etmemişim. Bu dinginliğe öyle ihtiyacım var ki şimdi; saatlerce ağlamaya,okumaya,benimle konuştuğunu hissetmeye ve inanmaya. Hem doğruyum,hem yanlış; hem zorlayanım,hem kolaylaştıran;hem hiddetliyim,hem şefkatli;hem ilkim hem son;hem zarar verenim hem iyilikler yapan. Ben Senin isimlerinle şekillenirim velhasılıkelam...
Bir gece bir dua göndermiştin Sen bana, suskunum şimdi ben beni her zorlayana. Kendimi tutamadığım anlar için ise sığınıyorum affına.
10 Mayıs 2012 Perşembe
Kuyruksallayan
Kuyruksallayan hani o meşhuur şarkıdaki gibi, her çiçekten bal alırım,her gördüğümle kalırım,yahu sen de kendini adam mı sanırsın diyerek özgürce kırlarda dolaşmayı seven bir kuştur. Genelde ılıman iklimleri sever, baktı ki soğudu havalar hemen başka sıcak iklimler arar ve göçüverir.
Pek ilgi sever bu cinsler, biraz ilgilenmediniz mi küsüverir. Fazla üstüne düşseniz baygınlık geçirir, ortasını bulmanız gerekir. Yoksa alimallah kuşunuz uçuverir.
Kuyruksallayan esasen yabani bir kuştur. Ama ben onu evcilleştiririm, sadece benim kuşum olsun diyorsanız birkaç öneride bulunmak bize farz olmuştur.
Efendim, bunların kuyrukları pek bir sallandığı için pek işveli görünürler ve bunları evcilleştirmeye çalışıp da başarılı olamayanlar çoktur, önce bunu biliniz. Yok illa yapacağım derseniz ilk tavsiyem kuyruğunu uçamayacağı şekilde kısaltınız ama çok canını yakmayın ki size küsmesin yavrucak.
İkinci önerim kafesinin kapısını sürekli kilitli tutunuz. Pencere önüne değil de karanlık bir odaya saklayınız,gözü dışarıda kalmasın. Son olarak da şunu söyleyelim, sıcak bir ortam yaratın ki kuşunuz sizden soğumasın.
Bugün kuyruksallayan beslemenin zorluklarına değinmeye çalıştık. Görüyorsunuz ki pek kolay olmayacak işiniz. Bana sorarsanız risk almanızı tavsiye etmiyorum. Alacağım derseniz, antidepresanları depolayın derim şimdiden.
5 Nisan 2012 Perşembe
Sıkıntı
Bazen sizin de sıkıldığınız oluyor mu her şeyden; hatta kendinizden bile? Bütün cümlelerimi yutmak ve sadece yazmak istiyorum o anlarda. Kendime tahammül edemiyorum, örneğin şu an. Lakin neyi eksiltsem neyi çoğaltsam doğru cümleyi kalemimden çıkaramayacağımı da biliyorum.
Cyrano ilan-ı aşk ederken kuzenine nasıl da acılar çekiyordu kimbilir. Benim çektiğim sıkıntı yanında hiç kalır elbette. Şimdi oturup Dante ile Cyrano ile Oğuz Abi ile sohbet edeyim istiyorum. Yahu hayat şöyle de bir şeydir aslında desinler bir bana. Bir şey daha öğreneyim, bir basamak daha çıkayım. İçimi rahatlatayım istiyorum.
Can Baba gelsin sonra, yeni bir şiir yazmış olsun, kimse o şiiri okumamış olsun. Elektrikler kesilsin sonra, birkaç mum yakalım. Nazım gelsin, Piraye'sini anlatsın, Can Baba da ona Güler'i anlatsın. Ben de anlatayım sonra, sıkıntımı söyleyeyim, gülüp geçelim birlikte. Gülüp geçilecek şeylere sıkıntılandığımız için tekrar tekrar gülelim. Yeniden doğsunlar benimle birlikte, gülümserken bırakayım onları orada.
Hayat böyle de basit bir şey aslında. Gülüp geçilecek kadar, mutsuz olunamayacak kadar kısa. Bunu bile bile yapamadığım anları düşündükçe kendime yine de kızamıyorum. Ama yapma diyorum, bunu yapma! Kalbini temizle, ruhunu dingin tut, içini ferah tut... Bazen sözler de nafile.
3 Nisan 2012 Salı
Dalga
Yine bir dalga geçesim var hayatla.Yoksa o mu benle geçiyor? Anlayabilirsen anla!
Biz oyun çocuklarıydık hala.Tam büyüdük derken bir baktık ki aynaya, olamamışız ahla vahla.
Hem neden olacaktık ki? Hayat, ahlama, vahlama, keşke deme, aman gitme deme, dur deme, kaybettim deme, tüh deme şeysi değil miydi? Bir gün kulağından tutuverdi biz çocukları, şöyle bir kenara çekiverdi. Canım yandı, söyledim ama bir daha çekti.
Halbuki annem hiç çekmemişti kulağımı, babam hiç bilmemişti serzenişimin manasını. Küçüktüm, büyüyemedim, büyüdüysem hiç bilemedim, hem zaten küçüksen gelme dedi(!). Olmuşu gelsin dedim, sen olmuş musun dedi. Olmamışsam oldur dedim, bir tokat da benden olsun dedi. Bilemedim ben bu işi dedim, bilmen gerekmiyor ki kaderini yaşa dedi. Niye ben de herkes gibi olmadım o zaman dedim, sustu bir şey söylemedi.
Git dedim geldi, gel dedim hızlıca kaçıverdi.Dur dedim, durmam dedi, başka yol bilmem dedi, geriye dönmem dedi.
Tut şu çocuğun elinden, bir şey öğret ona! Yol bilmezse yol göster, dil bilmezse sözünden ver, sevmek isterse sevginden ver, kalmak isterse kalbinde yer ver, uyumak isterse göğsünü göster, tutmak isterse elini ver dedim gülüp geçiverdi.
Yolda olmayana sağdan gel diyorsun, soldan gelse de fark etmeyecek biliyorsun.
29 Mart 2012 Perşembe
Sessizlik Mi?
Can Yücel'in dizeleri gelir aklıma hep susmak deyince...
Ne zaman kendime gelirsem Çin'den
Bi güzel susmak geliyor içimden...
İnsan kendinden geçtiğinde mi çok konuşuyor ve kendine geldiğinde mi susuyor acaba? Kendinizle oynamayı sever misiniz bilmem. İpin ucunu kaçırmazsanız epey eğlenceli olabilir bu oyun. Deneyiniz bir kaç gün.
İnsan konuşmadan, dile dökmeden bir şeyleri anlaşılamayacağını düşünür. Halbuki çok cümle, çok iyi anlaşılmak manasına gelmemektedir.Çünkü bazı durumlarda sözcükler zehirlemeye başlar sizi.Ve de birileri sizi anlamaya niyetliyse sussanız da anlayacaktır. Ne zaman dilimden sıkışsa başım sığındığım bir büyük insanın sözleri çarpar düşünen odacıklarıma.
Sus artık yeter! Sır perdelerini o kadar yırtma!
Bir sözü daha vardır Mevlana'nın çok sevdiğim;
Gönlün sırrına mezar olursa muradın çabuk gerçekleşir, der...
Biz dilimize prangalar vursak da suskunluğun zevkini yaşamaktan uzaklaşıyoruz. Oysa söz bir bakıştır bazen, bir gülümseme. Hayatımız sanallaştıkça sessiz cümlelerimiz yerini gürültülü bir aldatmacaya bırakıyor. Biz de bu hengamede kaybolup gidiyoruz bazı günler. Kendimize geldiğimizde ise sadece susuyoruz...