10 Mayıs 2012 Perşembe

Kuyruksallayan

Efendim,bugün kuyruksallayan hayvanından bahsedeceğiz. Nasıl bir hayvandır,nerelerde yaşar,nasıl beslenmeli ve nasıl korunmalıdır gibi hususlara değinmeye çalışacağız naçizane.

Kuyruksallayan hani o meşhuur şarkıdaki gibi, her çiçekten bal alırım,her gördüğümle kalırım,yahu sen de kendini adam mı sanırsın diyerek özgürce kırlarda dolaşmayı seven bir kuştur. Genelde ılıman iklimleri sever, baktı ki soğudu havalar hemen başka sıcak iklimler arar ve göçüverir.

Pek ilgi sever bu cinsler, biraz ilgilenmediniz mi küsüverir. Fazla üstüne düşseniz baygınlık geçirir, ortasını bulmanız gerekir. Yoksa alimallah kuşunuz uçuverir.

Kuyruksallayan esasen yabani bir kuştur. Ama ben onu evcilleştiririm, sadece benim kuşum olsun diyorsanız birkaç öneride bulunmak bize farz olmuştur.

Efendim, bunların kuyrukları pek bir sallandığı için pek işveli görünürler ve bunları evcilleştirmeye çalışıp da başarılı olamayanlar çoktur, önce bunu biliniz. Yok illa yapacağım derseniz ilk tavsiyem kuyruğunu uçamayacağı şekilde kısaltınız ama çok canını yakmayın ki size küsmesin yavrucak.

İkinci önerim kafesinin kapısını sürekli kilitli tutunuz. Pencere önüne değil de karanlık bir odaya saklayınız,gözü dışarıda kalmasın. Son olarak da şunu söyleyelim, sıcak bir ortam yaratın ki kuşunuz sizden soğumasın.

Bugün kuyruksallayan beslemenin zorluklarına değinmeye çalıştık. Görüyorsunuz ki pek kolay olmayacak işiniz. Bana sorarsanız risk almanızı tavsiye etmiyorum. Alacağım derseniz, antidepresanları depolayın derim şimdiden. 

5 Nisan 2012 Perşembe

Sıkıntı

Bazen sizin de sıkıldığınız oluyor mu her şeyden; hatta kendinizden bile? Bütün cümlelerimi yutmak ve sadece yazmak istiyorum o anlarda. Kendime tahammül edemiyorum, örneğin şu an. Lakin neyi eksiltsem neyi çoğaltsam doğru cümleyi kalemimden çıkaramayacağımı da biliyorum. 

Cyrano ilan-ı aşk ederken kuzenine nasıl da acılar çekiyordu kimbilir. Benim çektiğim sıkıntı yanında hiç kalır elbette. Şimdi oturup Dante ile Cyrano ile Oğuz Abi ile sohbet edeyim istiyorum. Yahu hayat şöyle de bir şeydir aslında desinler bir bana. Bir şey daha öğreneyim, bir basamak daha çıkayım. İçimi rahatlatayım istiyorum. 

Can Baba gelsin sonra, yeni bir şiir yazmış olsun, kimse o şiiri okumamış olsun. Elektrikler kesilsin sonra, birkaç mum yakalım. Nazım gelsin, Piraye'sini anlatsın, Can Baba da ona Güler'i anlatsın. Ben de anlatayım sonra, sıkıntımı söyleyeyim, gülüp geçelim birlikte. Gülüp geçilecek şeylere sıkıntılandığımız için tekrar tekrar gülelim. Yeniden doğsunlar benimle birlikte, gülümserken bırakayım onları orada. 

Hayat böyle de basit bir şey aslında. Gülüp geçilecek kadar, mutsuz olunamayacak kadar kısa. Bunu bile bile yapamadığım anları düşündükçe kendime yine de kızamıyorum. Ama yapma diyorum, bunu yapma! Kalbini temizle, ruhunu dingin tut, içini ferah tut... Bazen sözler de nafile.

3 Nisan 2012 Salı

Dalga

Yine bir dalga geçesim var hayatla.Yoksa o mu benle geçiyor? Anlayabilirsen anla!

Biz oyun çocuklarıydık hala.Tam büyüdük derken bir baktık ki aynaya, olamamışız ahla vahla.

Hem neden olacaktık ki? Hayat, ahlama, vahlama, keşke deme, aman gitme deme, dur deme, kaybettim deme, tüh deme şeysi değil miydi? Bir gün kulağından tutuverdi biz çocukları, şöyle bir kenara çekiverdi. Canım yandı, söyledim ama bir daha çekti.

Halbuki annem hiç çekmemişti kulağımı, babam hiç bilmemişti serzenişimin manasını. Küçüktüm, büyüyemedim, büyüdüysem hiç bilemedim, hem zaten küçüksen gelme dedi(!). Olmuşu gelsin dedim, sen olmuş musun dedi. Olmamışsam oldur dedim, bir tokat da benden olsun dedi. Bilemedim ben bu işi dedim, bilmen gerekmiyor ki kaderini yaşa dedi. Niye ben de herkes gibi olmadım o zaman dedim, sustu bir şey söylemedi.

Git dedim geldi, gel dedim hızlıca kaçıverdi.Dur dedim, durmam dedi, başka yol bilmem dedi, geriye dönmem dedi.

Tut şu çocuğun elinden, bir şey öğret ona! Yol bilmezse yol göster, dil bilmezse sözünden ver, sevmek isterse sevginden ver, kalmak isterse kalbinde yer ver, uyumak isterse göğsünü göster, tutmak isterse elini ver dedim gülüp geçiverdi.

Yolda olmayana sağdan gel diyorsun, soldan gelse de fark etmeyecek biliyorsun.

29 Mart 2012 Perşembe

Sessizlik Mi?

Ben susmayı severim aslında, susarak anlamayı,susarak anlatmayı. Konuşmayı da severim elbet. Kelimeler anlaşmak, anlaşılmak için değil midir? Ama bazen ne çok konuşsanız da anlaşılmadığınızı hissettiğiniz zamanlar oluyordur. Bunun karşınızdaki insanla durumunuza, yakınlığınıza, beklentilerinize, o günlerdeki ruh halinize göre farklı farklı sebepleri vardır.

Can Yücel'in dizeleri gelir aklıma hep susmak deyince...

Ne zaman kendime gelirsem Çin'den
Bi güzel susmak geliyor içimden...


İnsan kendinden geçtiğinde mi çok konuşuyor ve kendine geldiğinde mi susuyor acaba? Kendinizle oynamayı sever misiniz bilmem. İpin ucunu kaçırmazsanız epey eğlenceli olabilir bu oyun. Deneyiniz bir kaç gün.

İnsan konuşmadan, dile dökmeden bir şeyleri anlaşılamayacağını düşünür. Halbuki çok cümle, çok iyi anlaşılmak manasına gelmemektedir.Çünkü bazı durumlarda sözcükler zehirlemeye başlar sizi.Ve de birileri sizi anlamaya niyetliyse sussanız da anlayacaktır. Ne zaman dilimden sıkışsa başım sığındığım bir büyük insanın sözleri çarpar düşünen odacıklarıma.

Sus artık yeter! Sır perdelerini o kadar yırtma!

Bir sözü daha vardır Mevlana'nın çok sevdiğim;

Gönlün sırrına mezar olursa muradın çabuk gerçekleşir, der...

Biz dilimize prangalar vursak da suskunluğun zevkini yaşamaktan uzaklaşıyoruz. Oysa söz bir bakıştır bazen, bir gülümseme. Hayatımız sanallaştıkça sessiz cümlelerimiz yerini gürültülü bir aldatmacaya bırakıyor. Biz de bu hengamede kaybolup gidiyoruz bazı günler. Kendimize geldiğimizde ise sadece susuyoruz...

14 Mart 2012 Çarşamba

İllüzyon

Bir illüzyonun içinde hayaller kuran çocuk; hayal içinde hayal deliliği çağrıştırmıyor mu?

Aslında kimsenin kimseyi tam olarak tanımadığı lakin tanırmış gibi yaptığı oyun bahçelerinden birinde tahterevalliye binerken ikimiz,farkında olmadan kararsız dengeyi ve oynaklığı öğrenmeye başlamıştık. Çocuktuk o vakitler,neyi öğrendiğimizden bihaberdik. Tahta salıncaklarda çığlık çığlığa sallarken seni, özgürce sallamayı öğreniyordum ben, kaydıraklarda ayak kaydırmayı öğrendin sen sonraları...Çocukluk ne masum şeydi değil mi?

Bir masum öpücük kondurmuştum dudaklarına. Çocukluk aşkı dedikleri bu olsa gerekti.
Dünyada bizden başka birileri yoktu o günlerde. Büyüdükçe azalacağını bilmediğimiz o cevher, içimizde pürneşe bir aşkın tohumlarını atıyordu.

Yollar zorunlu olarak ayrılırdı bazen. Bedenler ve ruhlar başka birilerinin kaderi olabilirdi. Bilmiyorduk elbet bunu o vakitler.O günlerde bilmediğim bir çok şeyi öğrenecektim zaman içinde;yalnızlığı,riyakarlığı,yalanları,aldatılmayı... Aşkın, aslında ne olduğunu anlamam da yıllarımı alacaktı. Ve yıllar sonra başka bir şey daha öğrenecektim:Sen başka bir bedende gelecektin bir gün bana!

Yüzümü sana dönmek özüme dönmekti benim için. Büyüdükçe anlamıştım, seni kaybettikçe,sana yaklaştıkça...

Bir illüzyonun içindeyim biliyorum ben. Hayal içinde kurulmuş bu hayal seni de çağırıyor mu?

13 Mart 2012 Salı

Şaire Dair

Ben kafiye düşünürüm
Sevgili bana der ki: Yüzümden başka bir şey düşünme!


Mevlana'dan bir alıntıyla başlıyorum bugün yazmaya. Mevlana şiirinde kafiyeye tutsak kalmanın şikayetindedir. Lakin sonra Sevgili tarafından tutsaklıktan kurtarıldığından bahseder.

Şiir pek okunur bir şey değil artık günümüzde. Oysa yaşamın en kısa yoldan anlatılışıdır şiir. Malum, çağ hız çağı. Ne biz yetişebildiğimizi düşünüyoruz zamana, ne de zaman durup bekliyor bizi. Her şeyi hızlıca yaşayıp tüketmeye alışan insanoğlu şiirdeki zarafeti algılayabilecek boyuttan çok uzaklaştı. Aslında bu dönemin kurtarıcısıydı belki de şiir...

Kafiyenin tutsaklığından kurtulup Sevgili'ye ulaşan Mevlana gibi, hayatın bizi bağımlı kıldığı şeylerden kurtulmak ve kendini gerçekleştirebilmek zordur çoğu zaman. Bu bağımlılıklar bizi biz olmaktan çıkarsa bile vazgeçemeyiz. Kendini bilmek için aleme misafir gelen insan, kendi olmaktan başka her şey olur bu düzende. Birilerinin sevgilisi, annesi, kardeşi, dostu, düşmanı, kendisinin ise sadece yalnızı olur.

Oysa şair tek yapması gerekenin bu olduğunu bilir. Gördüğünden,duyduğundan ötesini bilmek ister. Kalbe iner, aşkla çıkar. Alemi temaşa ederken ayna olur; ayrı olur, aynı olur. Şairin penceresindedir hayat. Bazen bir serzeniş bazen de bir dua olur.

Sevgilinin adını zikret gecelerce; bir dua gibi, bir dilek gibi. O'nunla bil kendini, tavaf et aşkla alemi...