30 Ekim 2012 Salı

Kandırmaca

Biz bu kandırmacanın hangi tarafındayız şimdi, inan bilmiyorum dostum. Tek bildiğim bakınızlı cümleler kurmaktan imtina ettiğim.

Sen ve ben bir kurmacanın içinde, kandırmaca oynayarak bulmacanın eksik cümlelerini tamamlayacağımızı sanmıştık belki. Ah ne yazık ki bu bulmaca hep eksik kalacak dostum. Sen ve ben hep eksik kalacağız.

Bir halüsinasyonun görünmeyen çeperlerine vurdukça kaçacaksın belki kendinden. Bir daha rüya görmemek için hiç uyumayacaksın. Bir daha hiç sanmayacaksın, hiç kandırmaca oynamayacaksın. Bir kelime daha bulamayacaksın bir boşluğu doldurmaya.

Kaç nefer bir aşk ediyor dostum? Kaç nefes aşktan bihaber sonlanıyor? Kaç göz gözlerinin feri oluyor? Kaç dostum kaç!

Yol uzadıkça dönüş yolu da uzuyor dostum. Kitaplar, filmler, şiirler, sözcükler çoğalırken azalan ne oluyor? Neden hep azalır ki insan dostum? Bütün bu kitaplar, filmler, şiirler, aforizmalar neden çözemez ki bizim sırrımızı? Neden çözmeye çalıştıkça uzaklaşır senden kaderin? Neden doğru yolu buldum derken, kendini koskoca bir yanlışın içinde buluverirsin? Yollar uzadıkça gitmek zorlaşır dostum, iyisi mi sen yol yakınken kaç.

Yol yakın mıdır diye hiç sorma bana. Kaç gidiş bir dönüş ediyor bizim kurmacamızda, kaç bilet kestim kendimden çok uzaklara? 

Hayal meyal bir otobüs penceresindesin şimdi sen. Başını cama yaslamışsın, kim bilir hangi düşlerin peşindesin. Her kurmaca bir kandırmacanın esiri oluyorsa sonunda, biz bu bulmacayı hiç çözmeyelim.

8 Ekim 2012 Pazartesi

El Değmemiş Aşklar

Çarşıdan, pazardan domates alırmış gibi seçmiyoruz değil mi aşklarımızı? Hem bizimkiler el değmemişinden olsun, hatta gidip tarlasından toplayalım. Yetişirken gübresini de bol verelim ki pek güzel olsun bizimkinin meyvesi.

Ah günümüz aşkları!.. Eller, diller hepsi karışmış birbirine. El değmemiş, dil değmemiş aşklar şimdi çok çok eskilerde. Bir zamanlar böyle değildi değil mi dünya? Yoksa biz mi geç yüzleşenlerdeniz geçmişle? Genç yüzleşseydik geç kalmayacak mıydık geniş geniş sevmelere?

Hem mevzu kaç el kaç dil mevzusu da değil ki, gönlünüze gönül değdiğinde başlıyor mevzu. Bir ömür kaç gönülü sığdırıyor bir gönüle? Kim gerçekten seviliyor? Eller, diller çokça karışınca işin içine bu ayrım doğru yapılabiliyor mu? Yollar pek, pek ince.

Düşünmek de güzel kafa yapıyor. Kafayı bulmak için şişelerce içenin gıpta edeceği bu hal, insanın bilmem kaç promille trafikte yakalanma riski taşımadan gaza basmasını sağlıyor. Aşkının gaza basmasından memnuniyet duyacağını ifade eden şarkıdaki gibi bir ayağımız gazda, kalbimiz 5.viteste fır dönüyoruz sevgili etrafında. Kâbesini bulmuş hacı adayı gibi, kendini bir kaptırdı mı, ben diyeyim çölleri siz deyin okyanusları döner durur bu pervasız pervaneler.

Peki, aslolan aşk ise kaç kâbesi olur bir pervanenin?

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Kaygı

Bazen durup düşünmek gerekiyor. Bütün mumları, kandilleri, yıldızları yakıp tefekküre dalmak, kalbi aydınlatmak icap ediyor.

Bazen söylemek istediklerini söyleyemiyor insan, söylemek istemediklerine ise bozuk plak misali takılıp kalıyor. Aslında söylemek istediği şey ile söylediği şey arasında dağlar kadar fark var biliyor ama bazen, bazı durumlar sizi olmaktan hiç hoşlanmadığınız bir hale büründürebiliyor.

Bazen yargılıyoruz birbirimizi, en doğru, en iyi, en ahlaklı bizmişiz gibi. Herkes bir diğerine göre kötü veya iyi. İnsanların kaygılarını, dertlerini küçümsüyoruz bazen de yaşadığı her şeyi bilirmiş gibi.

Cesaret ve endişe sürekli bir savaş halinde içimizde. Korkular, bizi biz olmaktan uzaklaştıran alışkanlıklar yönetmeye başladığında hayatımızı bir sessizlik çöküveriyor üzerimize. Hoşgörü ve merhametten uzaklaştıkça, hakkımız olmayan sözlerle birbirimizi yargılamaktan çekinmedikçe en çok yaralanan biz oluyoruz, vicdanımız oluyor.

Durup düşünmek gerekiyor bazen; yolları, denizleri, yağmuru, toprağın kokusunu... Arınmak gerekiyor bazen; kendine dönmek, farkına varmak, kırmamak, kırılmamak... Sevmek gerekiyor
sadece; endişelerden uzaklaşıp,korkusuzca, güvenerek. Çünkü sevdikçe, sevildikçe, güvendikçe açılıyor kalbe giden yollar.

26 Temmuz 2012 Perşembe

Melek

Geçen haftaydı sanırım melek ile karşılaşmam. O da bizim gibi bu dünyaya getirilmiş bir insan evladıydı. Ama karşılaşmamız beni sinirlendirip isyan ettirecek kadar vahim bir gazete haberiyle olmuştu. Belli ki o bizim kadar şanslı değildi; yaşadığı coğrafya, doğduğu ve evlendirilip gönderildiği aile itibariyle...

Bugün öldüğünü okudum yine aynı gazetelerden. İçim sızladı,gözlerim doldu ve yazmak istedim bu satırları. Bizlerin yapabileceği şiddete seyirci kalmamak ise sadece, bunu yapmalıyız. Daha fazlasını yapacak güce sahipsek ve bunu yapmamışsak/yapmıyorsak da en az bunu yapan ve buna seyirci kalanlar kadar sorumluyuz. Bu kendi halinde blogdan yükselen isyan belki çok az kişiye ulaşacak ama şu noktada bence mühim olan kalben o yolda, o isyankar yüreklerle bir olabilmektir.

O acıları yıllarca bedenen ve ruhen çeken biz olmadığımız için anlamazlıktan gelmeyelim bu küçük kadını ve rahat, eğlenceli,umursamaz hayatlarımıza ara verelim biraz. Ya siz çekseydiniz onun çektiklerini ya da en sevdiğiniz? Düşüncesi bile tüyleri diken diken etmeye yetiyor değil mi?

Şiddetin her türlüsüne karşıyım. Haklı veya haksız öfkelensem biraz, sesim yükselse,dilim değişse sonrasında kendime kızarım. Elbet insanlar bizi öyle dayanılmaz noktalara getiriyorlar ki bazen sesimize,sözümüze hakim olamıyoruz. Hepsi fazla hepsi. Ama herkes böyle düşünse bu kadar büyür mü sorunlar?

Balığın baştan kokmadığı bir dünyada yaşamak hepimizin isteği diyemiyorum çünkü biliyorum ki benim gibi düşünmeyen bir sürü insan müsveddesi var. Şiddetten nemalananların, bizim acımasızlık addettiğimiz şeyler doyumsuz iştahlarını kabartıyor sanırım. Gittikçe artan şiddet, gittikçe sessizleşen insanlar, görmezden gelinen haksızlıklar ve alın size aranan toplum!..

Melek sonsuz bir uykuda şimdi. Şimdi yaşadığından daha rahat ve huzurludur umarım. Bir meleği öldürmenin cezası ülke sınırlarımızda ne olur meçhul, olur mu o da meçhul. Ama Allah nezdınde cezasız kalmayacaktır inşallah.







17 Haziran 2012 Pazar

Biraz Uyku

İçmeyeceğim bir sigara daha yakıyorum düşünürken kaçıncı seni. İçine biraz yaz kaçmış soğuk bir kış gününde kalbim. Evimi istila etmiş sana dair düşüncelerim. İçmeyi beceremediğim bir sigara elimde,sen kim bilir hangi mevsimin hangi sıcak köşesinde. Ben buz gibiyim oysa,ellerim inkar etse de.

Soğuk almış diyor doktor duyguların. Kaç antibiyotik, kaç iğne verdi para etmiyor. Serzenişi pastil yaptım,dilimden düşmüyor. Bir oda,bir oda daha; sözcük yığınlarından içeri girilmiyor.

Tavuk suyu çorba da içtim bugün. Oturdum bir iki hikaye de okudum. Gittim,saçlarını sevdim sonra. Gittim gözyaşlarımı suya akıttım. Bir mektup yazdım sonra, okusan da anlamayacağın bir mektup. Halbuki sorsaydın anlatırdım.

Bir nefes daha çektim sigaramdan. Dumanı seni resmediyor. İlaçlarımı da aldım unutmadan ve gözlerim yine kapanıyor.

24 Mayıs 2012 Perşembe

Suskun

Her gönül bir gün suskunluğa müptela olur. Kimi günlerce sürer, kimi aylarca. Kimi sever de söylemez, kimi sevildiğini bilmez. Kimi ölür de, kimselere diyemez.

Yumurtayı en çok rafadan sevdim ben. Kimseye göre değişmedi sevme şeklim. Diğer hallerini de sevdim elbette ama rafadanı diğerlerine tercih ettim. Hep bildiğim gibi sevdim ben, içimden geldiği gibi.O yüzden içten olmayan şeylerle karşılaştığımda soğuyuverdim. Kolay sevmedim, sevemedim. Birilerine göre şekillenmedim, şekillenemedim. Kendimce doğrularım oldu ama doğrularım başkalarını üzsün istemedim. Doğru neydi ki zaten? Benim doğrularım herkese göre doğru muydu? Hepsini bıraktım bir tarafa; eksik bir cümle, yalanlarla süslü yapay sözcükler veya doğruluğunu iddia ettiğiniz şeyler gerçekten sevmenin yerini tutabiliyor muydu?

Bugün, bir gün daha eksiliyor hayatımdan. Diğer günlerden farkı ne henüz bilmiyorum. Bugün bitecek ve sonra yarın gelecek. Yarınlar birer birer eksilecek sonra hayatımdan.

Bugün kandil. Uzun zamandır sabaha kadar dua etmediğimi fark ettim bunları yazarken. Gözlerimi dolduracak nefsani şeyler bulmuşum da Sana uykularımı feda etmemişim. Bu dinginliğe öyle ihtiyacım var ki şimdi; saatlerce ağlamaya,okumaya,benimle konuştuğunu hissetmeye ve inanmaya. Hem doğruyum,hem yanlış; hem zorlayanım,hem kolaylaştıran;hem hiddetliyim,hem şefkatli;hem ilkim hem son;hem zarar verenim hem iyilikler yapan. Ben Senin isimlerinle şekillenirim velhasılıkelam...

Bir gece bir dua göndermiştin Sen bana, suskunum şimdi ben beni her zorlayana. Kendimi tutamadığım anlar için ise sığınıyorum affına.