Son dönemde içimizde eksilen çok şey var. Farkında mıyız, bundan rahatsız oluyor muyuz, kişiye göre değişir.
Artık her şey bir tıkla elimizin altında. Bilmediğimiz bir şeyle uzun süre, içimizdeki sonsuz merak duygusuyla yaşamamız gerekmiyor. Bu konuda şöyle bir kitap var onu alayım ya da yarın gidip kütüphaneden bakayım demiyoruz. Evdeki ansiklopediler çoktan tarihe karıştı.
Merak duygumuz, merak etme biçimimiz değişiyor. Acaba bir süre sonra hiçbir şeyi merak etmez hale mi geleceğiz? Yoksa merak etmek artık bir yük olmaya mı başlayacak?
Kitap yazım sürecinde kütüphanede araştırma yaptığım günleri özlüyorum bu ara. Kaynaklar arasında dolaşmak, oradan başka bir bilgiye ulaşmak, başka sorulara geçmek insanı besleyen bir şey. Aradığın şeyi bir şekilde buluyorsun, keşfettiklerin de işin hediyesi oluyor.
Şimdi ise bizim yerimize düşünen, “sayfaları çeviren” bir el var. Her şeyin cevabı birkaç saniye uzağımızda. Bunun hayatımızı kolaylaştırdığı kesin. Ama kolaylaştırırken bazı şeyleri değersizleştiriyor olabilir miyiz? Merakın gerektirdiği sabrı kaybettiğimizde bize ne kalacak?
Her şeyi hemen öğrenebildiğimiz bir dünyada, bir şeyi biraz olsun bekleyerek öğrenmenin kıymetini yeniden hatırlamak gerekiyor.
Bırakın canınız sıkılsın. Merak edin. Yalnız kalabilin. Ağır ilerleyen bir kitaba bu kez tahammül edin.
İçimizdeki her şeyi tüketerek yaşıyoruz Sürekli kaydırırken içerikleri değil içimizdeki insanı tüketiyoruz. İçimizdeki sabrı, merakı ve bekleme kapasitesini tüketiyoruz
Ama önümüzdeki zamanlarda hala tüketilmemiş alanları olanlar, kimsenin bilmediği, girmediği bahçeleri olanlar şanslı olacak.
Yani iyiyiz güzeliz de içimizde ölen biri var.